Tag-Archive for » Kitap Altyazı Çevirileri «

Kitap Çevirisi için Çevirmen Seçimi Sonuçlandı

Geçen hafta duyurusunu yaptığımız kitap çevirisinin çevirmen seçimi sonuçlanmıştır. Londra’da ikamet eden kitabın yazarı Alex Bey’den aldığım mektubu aşağıda bilginize sunuyorum:

Merhabalar Abdullah Bey,

Öncelikle yardımınız için çok teşekkürler.. Kitabımı çevirecek çevirmen Seniz Aksan hanımefendidir. Bana göndermiş olduğu denemeyi aşağıda görebilirsiniz. Bana deneme çevirilerini gönderen tüm çevirmen arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Gönderilen çeviriler arasında başta Emir Bozkırlı olmak üzere, ayrıca Bahadır Yiğit ve Gülşah Kader Etirli’yi başarılı çevirilerinden dolayı kutluyor, teşekkürlerimi ileterek çevirmenlik hayatlarında başarılar diliyorum.. Tekrar çok teşekkürler…

LETTER 1

My dearest Nergis, my love,

If I am calling out to you from here, from England, this is the victory of the deadly battle that I am fighting to reach the England goal that I believe will make our future livable. This battle has no hero. In fact, there is no need for one. I need you to be here beside me, together with me, within my hand’s reach my love, in order for this victory to be of any value.  For that reason, I believe that the real struggle is yet to begin.  My one and only, do not have any doubts that, I will start fighting the battle for us to get together once again as soon as possible, without getting elated with victory. I will strive for us to reunite, just as life has drawn the paths of fate and brought us together. This is not an obligation; but, by far it is my reason to live.

The calendars mark 27 June, 2001 and I am trying to write this letter to you in the dim light of the dorm for ten to twelve people of the refugee camp called Oakington.  It has been over three months since I have left Turkey and set off for this long journey.  I did not get to talk to you in detail my honey, during this time. It is only now that I finally was able to step on England soils after that long journey over Europe.  By coincidence, there is another Turk here beside me: his name is Halil, from K.Maras. He was the first Turk that I met here. You can find people from many countries here: Pakistani, Afghan, Jamaican, Chinese, Iranian, etc., etc. as you can understand honey, it nearly is as if the whole world has gathered here.  I had never seen those people so closely before. I had only had the chance to watch them on TV or see them in the newspapers. Now, I am sharing the same surroundings with them and speaking with them.

I was brought here around noon. After surrendering at the harbor, we were put on the bus with the other refugees and were transferred to this camp. The camp expands on a large piece of land and is made up of large, latitudinal, two-story buildings that are not too far from each other.

Everything runs in a precise and uniform way here; just as in the military. Everyone goes to bed and gets up on time, eats on time. So is taking a shower, going to the recreation room or taking a walk.. So to say, it is forbidden even to breathe at the wrong time. All of these were handed over to us in writing beforehand. They have prepared something like a handbook. In addition to the camp rules that must be abided by, everything that is to be done has been written minute by minute.

This place looks more like a prison than a camp, with the tall wire fences and the tight security measures. Anyway, let’s forget about these, my sweetheart; I will not be here for long anyhow. We ate dinner together with Halil at the mess hall. The mess hall is quite large, but still not large enough to allow for all refugees to be able to eat at the same time. Therefore, people eat as groups and in turns. The image in the mess hall appears so colorful to my eyes, that I realize I had never been together with such different people before. There are all sorts of people, from black, to white, to yellow, to slant-eyed, to dark skinned.

Kitap Çevirisi Yapmak İster Misiniz?

Not: Çevirmen seçimi sonuçlanmıştır: http://www.yeminlisozluk.com/blog/kitap-cevirisi-icin-cevirmen-secimi-sonuclandi/)

Geçen hafta içinde sitemiz üzerinden bir kişi bana ulaşarak Türkçe yazdığı bir kitabı (http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=208053) olduğunu ve İngilizce’ye çevirtmek istediğini söyledi. Kitap 155 sayfa, Eti Yayınlarından çıkmış. Ben de kendisine, kitabından bir pasajı sitemizde yayınlayıp birçok çevirmenden deneme çevirileri almamızı ve dilini kendisine daha yakın hissedeceği çevirmeni kendisinin seçmesini önerdim. Kabul etti ve kitabından bir pasaj gönderdi. Pasajı aşağıda veriyorum. Bu kitabı çevirmek isteyen çevirmen arkadaşlarımız bu pasajı çevirip Alex Bey’e gönderirlerse, kendisi gönderilenler arasından beğendiği bir çevirmene kitabını çevirtecek. Alex Bey’i kişisel olarak tanımıyorum ve kitabının tamamını görme fırsatım da olmadı henüz ancak edindiğim izlenim, hayatından bazı kesitleri anlattığı ve emek verdiği kitabını herkesin mümkün olduğunca çok dilde okumasını isteyen bir kişi olduğu yönünde..

Oakington Immigration Centre

Bence bunu bir çeviri yarışması olarak görün ve elinizden gelenin en iyisini yapın. Kendinizi denemek ve Alex Bey ile kitabının çevirisi konusunda çalışmak isterseniz, bu pasajı çevirerek Alex Bey’in aşağıda bulunan email adresine en geç 15 gün içerisinde gönderin. Deneme çeviriniz karşılığında ücret ödenmeyecektir ancak Alex Bey ile anlaştıktan sonra tüm kitabın çevirisi ile ilgili ücret ve süreyi ayrıca görüşebilirsiniz..

ROMAN ADI: BARIŞA ÇAĞRI
YAZAR: ALEX VEYSEL ARABOGLU

MEKTUP 1
Sevgiler Nergisim, aşkım,
Bugün sana buradan, İngiltere’den sesleniyorsam, bu geleceğimizi yaşanılası kılacağına inandığım İngiltere hedefine ulaşabilmek için ölümüne verdiğim bir savaşın zaferidir. Bu zaferin bir kahramanı yok. Buna gerek de yok. Bu zaferin değer kazanabilmesi için senin de yanı başımda, benimle birlikte, elimin dokunabilme mesafesinde olman gerekir, aşkım. İşte, bunun içindir ki, asıl mücadelenin bundan sonra başlayacağına inanıyorum. Zafer sarhoşluğuna kapılmadan, en kisa zamanda seninle tekrar bir araya gelebilmenin savaşı içerisinde olacağimdan hiç kuşkun olmasın birtanem. Yaşam kader yolumuzu çizip bizi bu yolun ortasında nasıl buluşturduysa, şimdi ben de, ayrılan yollarımızı yeniden birleştirmek için çalışacağım. Bu, benim için bir mecburiyetten çok yaşama sebebidir.

Takvim yaprakları 27 Haziran 2001′i gösteriyor ve ben sana Oakington adlı bir mülteci kampının on-oniki kişilik yatakhanesinin loş ışığında bu mektubu yazmaya çalışıyorum. Türkiye’den ayrılıp bu uzun yolculuğa çıkmamın üzerinden üç ayı aşkın bir süre geçti. Bu süre zarfında seninle detaylı bir şekilde konuşamadım canım. O uzun Avrupa yolculuğundan sonra, İngiltere’ye ayak basmak ancak nasip oldu. Rastlantı bu ya,  yanımda bir de Türk var: adı Halil , K.Maraşlı. Burada tanıştığım ilk Türk o oldu. Burada bir çok milletten insanı bulmak mümkün: Pakistanlı, Afganistanlı, Jamaikalı, Çinli, İranlı vs vs. Senin anlayacağın canım, adeta butun dünya burada toplanmış gibi. Daha önce bu insanları hiç bu kadar yakından görmemiştim. Onları sadece televizyonlarda izleme ya da gazetelerde görme şansım olmuştu. Şimdi ise onlarla aynı mekanı paylaşıyor ve konuşuyorum.

Buraya bugün oğle saatlerinde getirildim. Limanda teslim olduktan sonra, diğer mültecilerle birlikte otobüse bindirilip bu kampa aktarıldık. Kamp, geniş bir alan üzerine enlemesine, birbirinden uzak olmayan iki katlı büyük binalardan oluşuyor.

Burada herşey dakik ve muntazam işliyor; tıpkı askeriyede olduğu gibi. Herkes vaktinde yatıp kalkıyor, yemeğini vaktinde yiyor. Duş almak, oyun salonuna gitmek ya da bahçede yürüyüş yapmak da öyle..

Anlayacağın, vakitsiz nefes almak bile yasak. Bütün bu saydığım şeyler yazılı olarak bize önceden verildi. Rehber gibi birşey hazırlamışlar. Uyulması gereken kamp kurallarının yanı sıra, yapılacak herşey saati saatine yazılmış.

Yüksek tel örgüleri, sıkı güvenlik önlemleriyle burası aslında kamptan ziyade hapishaneye benziyor. Neyse, geçelim bunları canım; nasıl olsa burada fazla kalmayacağım. Akşam yemeğini Halil’le birlikte yemekhanede yedik. Yemekhane epeyce büyük ama yine de butun mültecilerin aynı anda yemek yemesine olanak vermiyor. Bu yüzden insanlar yemeklerini guruplar halinde ve sırayla yiyorlar. Yemekhanedeki görüntü gözüme öylesine renkli görünüyor ki, daha önce böylesine farklı insanlarla hiç birlikte olmadığımı fark ediyorum. Siyahı, beyazı, sarısı, çekik gözlüsü, esmeriyle çeşit çeşit insanlar var.

Alex Veysel Araboğlu

Not: Çevirmen seçimi sonuçlanmıştır: http://www.yeminlisozluk.com/blog/kitap-cevirisi-icin-cevirmen-secimi-sonuclandi/)

Atatürk de Çeviri Yaptı

Geçmişte hangi tarihi şahsiyetlerin çeviri yaptıklarını bilmek motivasyonumu her zaman artırmış, sinerjimi yükseltmiştir. Tarihimizdeki yüzlerce önemli şahsiyetin geçmişlerinin bir döneminde çok önemli eserleri Türkçe’ye kazandırdıklarını ve çevirinin sıradan insanların işi olmayıp, ciddi meziyetler gerektirdiğini başkalarına anlatmak için bundan daha iyi örnek olamaz..

Zaman zaman mesleğinize olan inancınızı kaybedebilir, ümitsizliğe kapılabilirsiniz. Böyle durumlarda kendinize bir iyilik yapın ve edebiyat, sanat, siyaset, moda ve iş dünyasında çeviri yapmış kişilerin özgeçmişlerinde çevirinin yerini ve önemini görmeye çalışın. Son zamanlarda gündemden düşmeyen ünlü ve başarılı teknik direktör ve taktisyen José Mourinho’nun geçmişinde tercümanlığın önemli bir yer tuttuğunu tüm dünya bilir, ancak bir çoğumuz Atatürk’ün gençliğinde çeviri yaptığını bilmeyiz. Hâlbuki, Mustafa Kemal de 3. Ordu Karargâhı’nda görevli kıdemli kurmay yüzbaşı iken zekasını göstermek ve dil becerilerini sergilemek için askeri konularda Almanca’dan Türkçe’ye kitap çevirileri yapmak yolunu seçmiş ve 1850–1936 yılları arasında yaşamış olan ünlü  Alman Generali Litzmann tarafından yazılan iki askeri kitabı Takımın Muharebe Talimi ve Bölüğün Muharebe Talimi adlarıyla Türkçe’ye kazandırmıştır. Takımın Muharebe Talimi adlı çeviri kitapta, değişik hava koşullarında, tam mevcutlu bir takımın muhabere yöntemlerinin ne olması gerektiğini anlatıyordu. Bu koşullarda, avcı hattı oluşturulmak zorunluluğu ortaya çıktığında, bu hattın ateş muharebesinin nasıl olacağı belirtiliyordu. Esere ve Mustafa Kemal Paşa’ya göre, subaylar arazide yetiştirilmeliydi. Bunun için de tatbikatlar önemliydi. Bölüğün Muharebe Talimi adıyla yayınladığı kitap ise yerleşik yerlerde muharebe, savunma ve saldırı konularını içermekteydi. Yerleşik yerlerin kendine özgü savunma koşulları vardı. Bu durum, ister istemez hareketlere sınırlama getiriyordu. Ateş alanlarının temizlenmesi, ateş tutmayan ölü bölgelerin kapatılması, savunma düzeni, ilerleme ve ateş üstünlüğü gibi konular kitapta yer almaktadır. Kaynak (1)

Sıkıldığınız, yorulduğunuz, yaptığınız işten ümidinizi kestiğiniz zamanlarda size yol gösterecek, ilham verecek kişiler bulmakta zorlanmayacaksınız; yeter ki ufkunuzu geniş tutun, etrafınıza birazcık bakının.. Unatmayalım ki tarihin sayfalarında karşımıza çıkan kişiler bize tek boyutlarıyla anlatılsalar da, aslında bir çoğu farklı dallarda kendini geliştirmiş çok-boyutlu ve çok-yönlü kişiliklerdir. Ve Atatürk, kendi tarihimizde çok-yönlü kişiliklere verilebilecek en iyi örneklerin başında gelir.

Not: Mustafa Kemal Atatürk’ün kitaplarıyla ilgili ayrıntılı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Bir Çeviri Harikası: Temel Reis

İhtiyar Delikanlı Temel Reis

5/5/2009 ·Ebru AKKAŞ KUSEYRİ

19.04.2009 tarihli Taraf Pazar Eki’nde yayımlanmıştır.

Sinbad’dan sonra dünyanın en ünlü denizci Temel Reis 80 yaşına bastı. Bu ihtiyar delikanlının yaratıcısı çizer Elzie Crisler Segar’ın ölümünün üzerindense tam 70 yıl geçti. Telif haklarının Avrupa Birliği yasalarına göre 70 yıl korunduğu düşünülürse Temel Reis resmini tişörte, postere, kupaya basmak; karikatür kitabını yayımlamak için artık izin almaya ve telif ödemeye gerek kalmadı. Temel Reis, Kabasakal ve Safinaz, Türk Patent Enstitüsü’ne hem İngilizce hem de Türkçe isimleri ile kayıtlıydı ve izin alındığı takdirde kullanılabiliyordu. Bazılarınızın hatırlayacağı üzere 2004 yılındaki yerel seçimlerde CHP, Temel Reis’ten esinlendiği “Deniz Kaptan’ın Maceraları” propagandasını yürütürken patenti elinde bulunduran Hearts Holding tescilli karakterlerinin izinsiz kullanılması nedeniyle CHP’ye bir ihtarname göndermişti. Resmi web sitesine göre kısa boylu, seyrek saçlı, huysuz ve resmen çirkin olan Popeye nam-ı diğer Temel Reis ilk kez 19 Ocak 1929’da Elzie Crisler Segar’ın Thimble Theater adlı karikatür bandında yayımlandı. Popeye bu köşede kendini ilk kez gösterdiğinde Thimble Theater 10 yılını geride bırakmıştı. Bu karikatür bandının esas karakterleri sıska Safinaz (Olive Oyl), sevgilisi Ham Gravy ve Safinaz’ın müteşebbis ağabeyi Castor Oyl’du. Temel Reis, Segar’ın karikatür bandında ihtiyaç duyduğu konuklardan biriydi. Bu patlak gözlü, pazılı, çapa dövmeli ve pipolu huysuz denizci bir süre sonra Thimble Theater’ın gözde adamı oldu. Segar, tüm dünyada herkesin seveceği bir kahraman yaratmayı başarmıştı. Birçok yazar/çizer yarattığı karakterlerin otobiyografik olduğunu inkâr ederken Segar, Temel Reis için “Tamamen benim duygularımı yansıtan bir kahraman. Ahlaksızları kesmek, birçok insanı da pataklamak isterdim ama hiçbir zaman aklım ve cüssem buna müsaade etmedi. Ben de hayal gücümü kullanıp bu işleri denizcinin yapmasını sağladım,” diyerek samimiyetini göstermişti. Temel Reis, karikatür kahramanı olarak yayımlandıktan dört yıl sonra beyaz perdeye transfer oldu. Karikatürden animasyona geçişte karakterlerin daha basit olması gerekiyordu. Temel Reis, Safinaz’ı lunaparka götürdüğü ilk animasyon macerası “Popeye The Sailor”da Betty Boop ile aynı sahnede kısa da olsa hula dansı yaptı, Kabasakal’ı (Bluto) patakladı. Ağzından düşürmediği piposunun da etkisi ile kendine özgü bir konuşması olan bu kahraman aslında sınırları zorlanana kadar makul tavırlar sergiliyor. Yüksek sesle içinde bulunduğu duruma daha fazla tahammül edemeyeceğini beyan ettikten sonra kaba kuvvete başvuruyor. Üstelik doğaüstü gücünü pek de güzel olduğunu söyleyemeyeceğimiz sevgilisi Safinaz’ı Kabasakal’dan korumak için kullanıyor. Yumruklarını konuşturmasının çocuklar üzerinde olumsuz etkisi yaratacağı endişesi ile Segar’ı uyaran yöneticiler şimdilerde yayımlanan çizgi filmleri görmüş olsalardı kendilerinden utanırlar mıydı bilmem. Doğaüstü Ispanak Temel Reis, karikatür karakteri olduğu dönemde nadiren ıspanak yiyen bir denizci olduğu halde çizgi filmlerde gücünü ıspanaktan alan bir kahramana dönüştü. Safinaz’ın tek rakibi ise ıspanaktı. Ispanağın çizgi filmdeki diğer karakterler üzerindeki etkisi de aynı oldu. Mesela bir bölümde boğa tarafında kovalanan Temel Reis’in yardımına bahçesindeki ıspanakları yiyen bir köstebek koşar ve boğayı kuyruğundan tuttuğu gibi alt eder. Çünkü ıspanak doğaüstü güçleri olan bir sebzedir! Temel Reis çizgi filmleri yayımlanmaya başladıktan sonra Birleşik Amerika’da ıspanak tüketiminin arttığını dönemin üreticileri ve rakamları söylüyor. Hatta bir şehir efsanesine göre Segar, ıspanak tüketimini artırmak için hükümetle işbirliği yapmıştı. Çocukların beslenme alışkanlığı üzerindeki olumlu etkisi inkâr edilmeyecek bu kahraman, ıspanak üreticilerinin gelirlerinde artış sağladı. O kadar ki 1937 yılında Teksas’ın ıspanak başkenti olarak bilinen Crystal City’de üreticiler Segar ve Temel Reis’i onurlandırmak için bir Temel Reis heykeli diktiler. Böylece Temel Reis heykeli dikilen ilk çizgi film kahramanı oldu. Demir deposu olarak bilinen ıspanağın tahtı 1981 yılında British Medical Journal’da T.J. Hamblin tarafından yayımlanan bir makale ile sarsılsa da Temel Reis dünyanın en sağlıklı çizgi film kahramanları arasında yer almaya devam ediyor. Hamblin, bu makalesinde ıspanağın aslında içerdikleri için değil bir virgül hatası yüzünden demir deposu olarak bilindiğini yazmıştı. Elzie Segar’ın 1938 yılındaki erken ölümünün ardından Popeye patentine sahip olan King Features, Thimble Theather bandının devam etmesi için aralarında Segar’ın asistanı Bud Sagendorf’un da bulunduğu birçok çizerle çalıştı. Uzun soluklu bir band olarak varlık gösteren Thimble Theatre’ın adı “Thimble Theatre Starring Popeye” en sonunda da “Popeye” olarak değiştirildi. Popeye ülkemizdeki nadir çeviri harikalarından biri olan Temel Reis adıyla tanındı. Olive Oyl Safinaz; Bluto ise Kabasakal olup çıktı. Bu muhteşem çevirileri kimin yaptığı bilgisine maalesef ulaşamadım. Madem kimin çevirdiğini bulamadım bari televizyonda yayımlanırken kimler tarafından seslendirilmiş onu yazayım dedim; bu sefer de TRT’den bir yanıt alamadım. Sadece Temel Reis’i tiyatrocu Ertan Savaşçı’nın seslendirdiğini teyit edebildim. Temel Reis, oyuncakları ve konservesi ile ticari mala dönüşen ilk çizgi film kahramanlarından biri oldu. 1930’lu yıllarda çizgi roman kültürü etkili olduğu için neredeyse dönemin tüm çizgi roman kahramanlarının oyuncakları yapıldı. Temel Reis’in bu dönemlerde üretilen oyuncakları, koleksiyon meraklılarının peşine düştüğü nadide bir parçaya dönüştü. Müzelerin de en değerli parçalarından biri oldu. Ne şanslıyız ki birçok oyuncak müzesine nasip olmayacak kadar çok Temel Reis oyuncağı İstanbul Oyuncak Müzesi’nde sergileniyor. Müzenin koleksiyonunda biri bebek dördü teneke olmak üzere 5 adet Temel Reis oyuncağı yer alıyor. Temel Reis bebeği müzenin en nadide parçalardan bir tanesi. Teneke oyuncaklarda ise Temel Reis marifetlerini sergilemeye devam ediyor; bir tankı kaldırıyor, kuş kafeslerini taşıyor, pilotluk yapıyor. Asıl vurucu oyuncak ise müzenin “Yabancı Oyuncaklarda Türkiye İmajı” altında sergilenen Temel Reis’in el arabası ile bir valizi taşıdı oyuncak. Temel Reis’in taşıdığı valizin üstünde 3 etiket var; birinde Asia, diğerinde China ve en sonuncusunda Turkey yazılı. Meraklıları İstanbul Oyuncak Müzesi’ni ziyaret edebilir. Temel Reis, dünyanın en sevilen çizgi kahramanlarından biri olmaya devam ediyor. Temel Reis var oldukça ıspanağın nelere kadir olduğunu hep beraber göreceğiz.

Kaynak: http://yokyokulke.blogcu.com/ihtiyar-delikanli-temel-reis/5460681

Shakespeare Çevirmenin Sınavıdır..

çuha çiçeği Şiir ve edebiyat çevirileri yaparken çevirmen en büyük ikilemi metne sadık kalıp kalmama konusunda yaşar.. Shakespeare’den birkaç satır çeviriyle örnek verelim.. (Hatırlatma: Bu mısralar, bir perinin oyundaki Puck adlı karakterin “Ne tarafa gidiyorsun?” sorusuna cevabıdır..)

A Fairy Song
Over hill, over dale,
Thorough bush, thorough brier,
Over park, over pale,
Thorough flood, thorough fire!
I do wander everywhere,
Swifter than the moon’s sphere;
And I serve the Fairy Queen,
To dew her orbs upon the green;
The cowslips tall her pensioners be;
In their gold coats spots you see;
Those be rubies, fairy favours;
In those freckles live their savours;
I must go seek some dewdrops here,
And hang a pearl in every cowslip’s ear.
Farewell, thou lob of spirits; I’ll be gone.
Our queen and all her elves come here anon.

Kişisel olarak benim çevirim bu metne daha sadık olur ve muhtemelen aşağıda yaptığım çeviri denemesine daha yakın olurdu.

Bir Peri Ezgisi

Dereler, tepeler dardır bana, (Over hill, over dale,)
Dikenler, çalılar sazdır bana, (Thorough bush, thorough brier,)
Yeşiller, bozkırlar düzdür bana, (Over park, over pale,)
Sular, ateşler durdurmaz beni! (Thorough flood, thorough fire!)
Gezip görmediğim yer kalmaz, (I do wander everywhere,)
Hızım ayküreden çoktur benim; (Swifter than the moon’s sphere;)
Periler Kraliçesine hizmetkarım, (And I serve the Fairy Queen,)
Yerdeki halelerine çiy dizerim; (To dew her orbs upon the green;)
Boylu çuha çiçekleri korumaları; (The cowslips tall her pensioners be;)
Altın sarısı armalarında benekleri; (In their gold coats spots you see;)
Yakuttandır.. perilerin rozetleri; (Those be rubies, fairy favours;)
Hoş kokuları saklıdır çillerinde.. (In those freckles live their savours;)
İyisi mi ben gideyim, çiy taneleri bulup, (I must go seek some dewdrops here,)
İnciler dizeyim taçlarına çiçeklerin. (And hang a pearl in every cowslip’s ear.)
Elveda cinler soytarısı; benden bu kadar. (Farewell, thou lob of spirits; I’ll be gone.)
Kraliçem ve maiyeti birazdan buradalar.. (Our queen and all her elves come here anon.)

Aynı şiirin internetten bulduğum -metinden daha bağımsız- bir başka çevirisi de şöyle:

Az giderim uz giderim,
Dere tepe düz giderim,
Yangında uçar, selde kaçarım
Orda burda ben her yerde yaşarım
Hızlılıkta ay küreyi aşarım
Kraliçem çağırdı mı koşarım,
En iyisi ben gideyim periler maskarası, Kraliçem birazdan damlar.
Bir Yaz Gecesi Rüyası – İkinci Perde, Birinci Sahne

İki yöntemden hangisini seçerseniz seçin ancak Shakespeare‘i yaşarken öldürmeyin, dirilirse güldürmeyin..

Düşünen ve yazan: Abdullah Erol

cuha