Tag-Archive for » Çeviri ve Sözlük «

Türkçenin Yabancı Dillerdeki On Binlerce Kelimesi

Dil meselesi tartışılırken bir gerçek her zaman göz ardı edilmiştir. Bu, Türkçenin başka dillerde olan on binlerce kelimesinin hiç akla dahi getirilmemesidir. Moğolca, Urduca gibi artık epey uzakta kalmış diller ile Farsça, Ermenice, Gürcüce gibi Önasya dilleri, Yunanca, Bulgarca, Makedonca, Arnavutça, Romence, Sırpça-Hırvatça, Macarca ve hatta Rusça gibi Balkan, Orta ve Kuzey Avrupa dillerinde on binlerce Türkçe kelime vardır. Türkçe sadece sözlükleri etkilemekle kalmamış, bütün Balkan dillerinin morfoloji ve sentaksını da etkilemiştir.

Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimeler

Abdullah Skaljiç, Sırp-Hırvat Dilinde Türkçe Kelimeler (Turcizmu u srpskohrvatskom jeziku) isimli birinci baskısı 1957, ikinci baskısı 1962’de Saraybosnada yapılan eserinde, Türkçeden Sırp-Hırvat diline 8.742 kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir Tabii ki Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimelerin sayısı bu kadar değildir. Nitekim kitabın ilk baskısında 6.500 kelime yer almıştı (Milan Adamovic, “Tanıtma”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 1969, 289. s. vd.).

Macarcadaki Türkçe kelimeler

Alimler Macarcaya geçen Türkçe kelimeleri üç tabaka halinde incelerler. Birincisi Hun-Hazar-Bulgar tabakası, ikincisi Peçenek-Uz-Kuman-Kıpçak tabakası, üçüncüsü ise Osmanlı tabakasıdır.

Osmanlı tabakasını inceleyen Macar alimi Suzanne [Zsuzsa] Kakuk, 16 ve 17. asırlarda Osmanlı dili tarihi araştırmaları, Macar dilinde Osmanlı unsurları ( Budapeşte, 1973 Recherches sur l’histoire de la langue Osmanlie des XVI et XVII siecles, les eléments Osmanlis de la langue Hongroise) isimli eserinde, 16-17. asırlarda Osmanlılar vasıtasıyla Macarcaya 1.382 cins isminin, 402 şahıs adı ve lakabın, 224 yer isminin, toplam 2.008 kelimenin nakledildiğini ortaya koymuştur (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1973-74, 356 s.).

Kakuk, daha sonraki bir yazısında bunu 1.500’e çıkarmıştır (Zsuzsa Kakuk, “Macar dilinde Osmanlı-Türk unsurları”, Bilimsel Bildiriler 1972, TDK y., Ankara 1975, 209. s. vd.). (Bayan Kakuk, 1960’da Çindeki Salar Türklerini ziyaret ederek metinler derlemiştir. Bu metinler Textes Salars, Acta Orientala, c. xııı, fas. 1-2, Budapest 1961’de yayımlanmıştır). Kakuk, 13 ağustos 1925’te Macaristanın Heves şehrinin Nagytalya köyünde doğmuştur.

Türkçenin tesiri sadece kelime vermekle kalmamış, bazı şairler Türkçe şiir bile söylemişlerdir. Mesela ilk büyük Macar şairi sayılan Balint Balassa 1552-56 arasında bir çok Türkçe şiiri Macarcaya çevirmiş, kendisi de Türkçe şiir yazmıştır.

Macar kelimesi Manysi ve Türkçe eri (Manysi+eri) kelimelerinden meydana gelir ki, yarı yarıya Türkçedir (Laszlo Rasonyi, Tarihte Türklük, TKAE y., Ankara 1971, 119. s.). Macarlara sadece kendileri ve biz Türkler Macar deriz. Öbür milletlerin verdiği Hungarya adı da tamamiyle Türkçedir. Hungarya (Hungaria) çoklarının sandığı gibi Hun kelimesinden değil, Türkçe Onoğur kelimesinden gelir. Baştaki h türeme bir sestir. Kelime Hundan gelse sonraki gar unsurunu açıklamak mümkün olmazdı). Macarlar Onoğur Bulgarlarıyla yakın münasebette bulundukları için Bizanslılar ve diğer halklar onları bu kelimeyle isimlendirip yaşadıkları ülkeye de Türkiye demişlerdir (Onoğur kelimesi Osmanlılarca az da olsa Engürüs veya Üngürüs şeklinde kullanılmıştır).

Hatırlanacağı üzere Macaristan haricinde tarihte Türkiye ismini alan veya Türkiye ismi verilen bir çok ülke ve bölge vardır: Göktürk, Hazar, Anadolu Selçuklu, Mısır (Memlük devrinde) ve Türkistan coğrafyaları tarihte Türkiye olarak anılmıştır. Lakin devlet adı olarak Göktürkler, Mısır Memlükleri ve Türkiye Cumhuriyetinden başka Türkiye isimli Türk devleti yoktur. Yalnız Orta Asya coğrafyası son bin yıldır Türkistan adıyla tanınmaktadır.

Macar alimleri Türklük bilimi sahasında en çok çalışan alimlerdir. Zaten Türk bilimi sahasında Hıristiyan milletlerden iyi niyetle çalışan sadece Macar bilginleridir. Bunlara Bosna Hersekli ve Güneydoğu Asyalıları da ilave edebiliriz (Pakistan, Malezya vs). Türklükle ilgilenen diğer bilim adamlarının bilim sıfatı sadece mesleklerinde olup esas amaçları Türk kültür ve medeniyetini başka köklere, bilhassa Çin, Hint, İran, Moğol, Arap ve sair kaynakla bağlamaktır.

Romencedeki Türkçe kelimeler

Aslen bir Gökoğuz Türkü olan Mihail Guboğlu bir makalesinde, Romen diline geçen Türkçe kelimeler üzerine çalışan Romen ve yabancı bilim adamlarının eserleri hakkında geniş bilgi vermiş, Romen dilinde mevcut 3.000 Türkçe kelimenin daha iyi araştırılması gerektiğini belirtmiştir (M. Guboğlu, “Rumanya Türkolojisi ve Rumen dilinde Türk sözleri hakkında bazı araştırmalar”, 11. Türk Dil Kurultayında Okunan Bilimsel Bildirilir 1966, Ankara 1968, 271. s.).

Kerim Altay isimli Türk asıllı Romanyalı bir bilim adamı da, 1925-87 arasında çıkan 4 Romence sözlükte yaptığı araştırmada 1.700 Türkçe kelime saymış, daha dikkatli bir araştırmayla bunun 2.000’i aşacağını söylemiştir (Kerim Altay, Türkçeden Romenceye giren sözler-Romencedeki Türkçe kelimeler”, Erciyes, Nisan 1996, 220. sayı, 1. s.).

Bulgarcadaki Türkçe kelimeler

Türker Acaroğlu, Bulgaristanda Osmanlı Türklerinden kalma 5.000 Türkçe yer adının olduğunu yazmaktadır (M. Türker Acaroğlu, Bulgaristanda Türkçe Yer Adları Kılavuzu, Ankara 1988, 42, 75 ve 383. s.). Bulgarcadan Türkçeye giren sözler ise yalnızca bir kaç tanedir ki bunların en çok kullanılanı çete kelimesidir. Bu da Bulgarların çetecilikte nam salmasından ileri gelmiştir. Ayrıca gocuk, kuluçka, kosa (uzun saplı bir tırpan), ıştır (yaban pazısı) gibi bir iki söz daha vardır. Son ikisi ağızlarda kullanılır (Hasan Eren, “Bulgarlar ve Türk dili”, Bulgaristanda Türk Varlığı, TTK, Ankara 1985, 9. s.).

Yaşar Yücel, Bulgar Bilimler Akademisi Bulgar Dili Enstitüsünce yayımlanan Bulgar Dilindeki Yabancı Kelimeler Sözlüğü (1982) ile Bulgarca Sözlüğün 3. baskısını tarayarak Bulgarcada 2.557 Türkçe kelimenin olduğunu tespitlemiştir. -ci, -li, -lik gibi Türkçe ekler de Bulgarcaya geçen lisan unsurları arasındadır (Yaşar Yücel, “Bulgarcaya Türkçeden ve Türklerden geçen sözcükler”, Belleten, ağustos 1991, 213. sayı, 529-562. s.).

Tabii ki bu, eksik bir çalışmadır. Hakikatte başta Bulgar ve Balkan kelimeleri olmak üzere Bulgarların dilinde aslında on binden fazla Türkçe kelime vardır. Durum Makedonca için de aynıdır.

Melih Cevdet Anday seyahatlerini anlattığı bir eserinde şöyle bir fıkra nakletmektedir:

“Bir Bulgar bir Yugoslava sormuş:

‘-Sizin dilinizde çok Türkçe sözcük var mı?’

Yugoslav Türkçe olarak:

‘-Yok be kardeşim’ demiş.

Bu soru bir Macara sorulsa ‘şok van’ karşılığı alınırdı ki, ‘çok var’ demektir.” (Melih Cevdet Anday, Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan, Gerçek y., İstanbul 1965, 143. s.).

Bu misalin bir benzerini Süreyya Yusuf da nakletmektedir (Süreyya Yusuf, “İvo Andriç’te Türkçe sözcükler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1969, 287. s.).

Rusçadaki Türkçe kelimeler

Nikolay Aleksandroviç Baskakov Türk Kökenli Rus Soyadları (1979) isimli çalışmasında 300 Türkçe kökenli Rus soyadını etraflıca incelemiştir. Baskakovun eseri Türkçeye tercüme edilmiştir (N.A. Baskakov, çev. Samir Kâzımoğlu, Türk Kökenli Rus Soyadları, Ankara 1997, 234 s.).

Tatar alimi A.H. Halikov da Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale isimli eserinde bugün Rusçada kullanılan 500 soy adını tesbit ederek bir kitap halinde yayımlamıştır (A. H. Halikov, çev. Mustafa Öner, Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale, TDAV y., İstanbul 1995). Bunların hepsi aslen Türk-Tatar asıllı olup içlerinden alimler, yazarlar, diplomatlar, bilim ve devlet adamları çıkmıştır. Mesela Yeltsin (Türkçe elçi kelimesinden gelir) bunlardan biridir. Zaten “Rusu kazısan altından Tatar (Türk) çıkar” sözü herkesçe bilinen bir sözdür.

Tabii bunlar özel isimlerdir. Rusçada Türkçeden alınma sözlerin bir listesi henüz yapılmamıştır. Bu yapıldığında Rusçada 10 bin civarında Türkçe kelimenin bulunduğu katiyetle açığa çıkacaktır.

Kerim Altay, Rusçadaki Türkçe sözlerin sayısının da şimdilik 2.000 olarak tesbit edildiğini bildirmiştir.

Farsçadaki Türkçe sözler

Farsça yabancı kelimelerin çok olduğu bir dildir ve bu dilde binlerce Türkçe kelime vardır. 1942’de Fuad Köprülü yazdığı bir makalede Farsçadaki Türkçe kelimelere dikkati çekmiş, 280 Türkçe kelime tesbit etmiştir (Fuad Köprülü, “Yeni Fariside Türkçe unsurlar”, Türkiyat mecmuası, 1942-45, 7-8, sayı, 1-6.).

Alman alimi Gerhard Doerfer, Farsçanın yüzde seksenini Arapça kelimelerin oluşturduğunu, lakin bu yüzden Farsçanın bir Sami dili sayılamayacağını söyler. F. K. Timurtaş da Farsçadaki Arapça kelimelerin Farsçadan fazla olduğunu kaydeder (F. K. Timurtaş, Osmanlıca Grameri, İstanbul 1964, 248. s.).

Doerfer, Yeni Farsçada Türkçe ve Moğolca Unsurlar (Turkische und Mongolische elemente im Neupersischen, Wiesbaden, 1963, 1965, 1967, 1975) isimli 4 ciltlik eserinde bunlardan binlercesini tesbit etmiştir.

Doerfer’in kitabının 1. cildi Moğolca kelimelere ayrılmıştır. Burada Farsçaya giren 409 Moğolca söz yer almaktadır. 2, 3 ve 4. ciltler ise Farsçadaki Türkçe kelimelere ayrılmıştır. Burada da 2.000’e yakın Türkçe kelimeye yer verilmiştir. Ne yazık ki 4 ciltlik bu eser halen Türkçeye tercüme edilmeyi beklemektedir.

Arapçadaki Türkçe sözler

Türkçe en çok etkilendiği dil olan Arapçaya da binlerce kelime vermiştir. Cezayirli bir bilim adamı olan Mohammed ben Cheneb, 1922’de yaptığı “Cezayir konuşma dilinde muhafaza edilen Türkçe ve Türkçe aracılığı ile gelen Farsça kelimeler” adlı araştırmasında (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1966, 157-213. s.) isimli çalışmasında Cezayir Arapçasında 634 Türkçe kelime tesbit etmiştir.

Bu kelimelerin 72’si askerî, 31’i denizcilik, 39’u besin maddelerine ait kelimeler, 59’u alet ve kap kacak kelimeleri, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla alakalı, 313’ü ise çeşitli sahalara ait kelimelerdir. Cheneb, Türkçe özel adları çalışmasına dahil etmemiştir.

Ahmet Ateş, Cheneb’den müstakil olarak yaptığı bir araştırmada Arap edebî dilinde 539 Türkçe kelime tesbit etmiştir. Ateş Türkçe örnek kelimesinin dahi urnîk şeklinde ve “örnek, model, şekil” manasında Arapçaya geçtiğini de (çoğulu arânîk) kaydetmiştir (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler üzerine bir deneme”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1965, 2. yıl, 1-2. sayı, 5-25. s.).

Hüseyin Ali Mahfuz, Bağdad Arapçasındaki 500 Türkçe kelimenin listesini yayımlamıştır (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler, 10. yüzyıla kadar”, Reşit Rahmeti Arat İçin, Ankara 1966, 26. s.).

Erich Prokosch adında bir Alman alimi de Sudan Arapçasına 259 Türkçe kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir. Bunların içinde ağa, balta, baklava, basma, bastırma, başıbozuk, binbaşı, birinci, bohça, boru, bölük, burma, burgu, damga, demir, doğru, dolap, dondurma, cebehana, çizme, gümrük, hekimbaşı, kanca, karakol, kavun, kavurma, kazan, kılavuz, kışlak, orta, sancak, şiş, tabur, temelli, topçu, yüzbaşı gibi kelimelerle –cı eki de vardır (Erich Prokosch, Osmanisches Wortgut in Sudan-Arabischen [Sudan Arapçasında Osmanlı Kelimeleri], Klaus Schwarz verlag, Berlin 1983, 75 s.).

Son zamanlarda bu mevzuda çalışan Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler (İstanbul 1994) isimli eserinde Arapçaya şimdilik 941 kelimenin geçtiğini meydana koymuştur (Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerinde Türkçe Kelimeler, TDAV y., İstanbul 1994, 159 s.).

Aytacın çalışmasında Arapçaya geçen kelimelerin 179’unun meslek ismi, 75’inin yiyecek içecek ismi, 97’sinin çeşitli sıfatlar, 45’inin askerlikle ilgili kelimeler, 24’ünün özel isim, lakap ve unvan, 40’ının mekân ismi, 89’unun araç gereç ismi, 15’inin fiil, 52’sinin giyim kuşam ve dokumacılıkla ilgili isimler, 8’inin akrabalıkla, 6’sının madenlerle, 7’sinin hayvanlarla ilgili olduğu görülmektedir. (Toplamı 657’dir). Geri kalan 284’ü sair isimlerdir. Bunların içinde çavuş (çaviş veya şaviş şeklinde), topçu gibi çok kullanılan kelimelerle beraber, çapçak (kulplu ve madeni bir kap, eski Türkçede çamçak) ile sagu (ağıt), sagucu (ağıtçı) gibi günümüz lisanında kullanılmayan eski Türkçe kelimeler bile vardır.

Arnavutçadaki Türkçe kelimeler

Arnavutçadaki Türkçe kelimelerin sayısı 5 ila 10.000 bin arasındadır. Bu mevzuda da yapılmış bir çalışma yoktur.

Yunancadaki Türkçe kelimeler

Yunancada 5.000 ila 7.000 civarında Türkçe kelimenin olduğu tahmin edilmektedir. Yunanlılarda Türk kompleksi olduğu için Yunan ilim adamları her hangi bir çalışma yürütmemişlerdir.

Ermenicedeki Türkçe kelimeler

Ermenilerin henüz Türk kompleksine sahip olmadıkları bir zamanda 1902’de H. Açaryan isimli bir Ermeni, Türkçeden Ermeniceye 4.200 (dört bin iki yüz) kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, Türk Dili, ağustos 1995, 524. sayı, 862. s). Hatta bu tesir o derecededir ki, Türkçenin etkisiyle Ermeni dili yapı ve sentaksını (söz dizimini) dahi değiştirmiştir (Bahtiyar Vahabzade, haz. Yusuf Gedikli, Ömürden Sayfalar, Ötüken n., İstanbul 2000, 196-197. s.).

Robert Dankoff, yukarıdaki rakama ilave olarak Ermeni diyeleklerinde 150 Türkçe sözün varlığını tesbit etmiştir. Halbuki Türk yazı dilindeki Ermenice kelimeler, sadece 5-10 tanedir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, 903-904. s.).

Ancak bu bir asır evvel yapılmış eksik bir çalışmadır. Ermenicedeki Türkçe kelimelerin sayısı 10 binden az değildir. Sadece şu kadarını belirtelim ki Türk kamu oyunda çok yaygın olan örnek kelimesinin Ermenice olduğu inanışı yanlıştır. Örnek batı Türklerinden doğudaki Altaylılara, Doğu Türkistanlılardan Tatarlara kadar bütün Türk lehçelerinde mevcuttur (Örnek hakkındaki yazımız için Türk Dilinin eylül 2003 tarihli sayısına bakılabilir).

Netice

Türkçe eski, köklü, zengin, yaygın ve çok konuşulan bir dildir. Tarih boyunca bir çok lisan ve halkla alış veriş içinde olmuştur. Hem kelime almış, fakat aldığından ziyadesini vermiştir (Sanırız aldığından az verdiği diller Arapça, Farsça ve Fransızcadır. Geri kalan bütün dillere aldığından fazlasını vermiştir).

Lakin Türkçenin yabancı lisanlara etkisi henüz gerektiği kadar araştırılıp incelenmemiştir. Bilhassa Arnavutça, Yunanca, Ermenice ve hatta Gürcücedeki Türkçe kelimelerin bir an evvel araştırılması gerekmektedir. Tabii ki bu, herkesten evvel bize düşen mühim ve kutsal bir vazifedir.

Aynı vazife Kafkas dilleri, Moğolca, Çince, Korece, Urduca için de variddir. Urduca zaten Türkçe ordu kelimesinden gelmektedir. Binlerce kelime verdiğimiz bir dildir.

1. Türk Dili Kurultayını açarken, “Öyle bir Türkçe yapalım ki bunu Kaşgardaki Türk de konuşsun, anlasın; Baküdeki, Türkiyedeki de” diyen Atatürkün emrini yerine getirmek için var gücümüzle çalışmamız gerekiyor (Hasan Eren, “Dilde birlik”, Bilimsel Bildiriler 1972, 159. s.).

Dr. Yusuf Gedikli
Kaynak

Altay Dil Ailesi

Türk Dilinin kökeni ile ilgili birçok araştırma yapılmış ve dilimizin Ural dil ailesi ile uzaktan, Altay dil ailesi ile de yakından irtibatlı olduğu bulunmuş. Sadece Altay grubunu bile ele alsak, milyonlarca kilometre kareden ve yüzlerce milyon aile üyesinden bahsettiğimiz kolayca anlaşılabilir.

Altay, Türk dilinin Doğu kanadını; Ural ise Batı kanadını temsil ediyor. Bugün Ural Dağlarının batısındaki Estonyalılar, Macarlar ve Finlandiyalılar uzaktan da olsa akrabalarımız.. Tıpkı Rusya içlerindeki yüzlerce irili ufaklı “etnik sülale” gibi..

Ural ve Altay ile ilgili yapılmış ve çoğunluğu üniversite tezlerinden oluşan yüzlerce çalışma olmakla birlikte, TEMEL ESER niteliğinde olan ve hem genele hem de uzmanlara hitap edebilecek nitelikte uzman dili ile halk dilini bir arada kullanarak yazılmış bir kitap var mı bilmiyorum. Üniversite dışında bir özgeçmişe sahip entellektüel birinin çıkıp yıllarca araştırma yapmasını ve bu alanda elle tutulur bir çalışma ortaya çıkarmasını bekliyoruz. Üniversite dışında biri dememin nedeni, üniversitelerin belli resmi kalıplardan ve resmi öğretilerden dışarı çıkamamaları.. Daha özgün araştırmacılara ihtiyaç var.. Ural-Altay Dil Ailesi olarak ortak bir sözlüğe, ortak bir web sitesine, ortak bir ÇATI’ya ihtiyacımız var! Gücümüzün daha farkında olabilmemiz lazım.. Nuh’un oğlu Yafes’in TUFAN’dan sonra yazladığı yerlerde yazlayacak, kışladığı yerlerde kışlayacak çok sayıda kişiye ihtiyaç var..

ALTAY DİL AİLESİ

* Türk dilleri
o Türkiye Türkçesi
o Azerice
o Özbekçe
o Türkmence
o Kazakça
o Kırgızca
o Uygurca
o Kazan Tatarcası
o Kırım Tatarcası
o Başkurtça
o Karaçay-Balkarca
o Gagauzca
o Halaçça
o Yakutça
o Çuvaşça
* Moğol dilleri

o Buryatça
o Kalmıkça
o Moğolca
* Tunguz Dilleri

o Kuzey Tunguz Dilleri
+ Güneybatı Tunguz Dilleri
+ Güneydoğu Tunguz Dilleri
* Japonca

* Korece

“Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur; komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inanci bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır. Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir…” 29 Ekim 1933 – Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Altay Dağları

Düşünen ve Yazan: A.Erol

Bir Çeviri Harikası: Temel Reis

İhtiyar Delikanlı Temel Reis

5/5/2009 ·Ebru AKKAŞ KUSEYRİ

19.04.2009 tarihli Taraf Pazar Eki’nde yayımlanmıştır.

Sinbad’dan sonra dünyanın en ünlü denizci Temel Reis 80 yaşına bastı. Bu ihtiyar delikanlının yaratıcısı çizer Elzie Crisler Segar’ın ölümünün üzerindense tam 70 yıl geçti. Telif haklarının Avrupa Birliği yasalarına göre 70 yıl korunduğu düşünülürse Temel Reis resmini tişörte, postere, kupaya basmak; karikatür kitabını yayımlamak için artık izin almaya ve telif ödemeye gerek kalmadı. Temel Reis, Kabasakal ve Safinaz, Türk Patent Enstitüsü’ne hem İngilizce hem de Türkçe isimleri ile kayıtlıydı ve izin alındığı takdirde kullanılabiliyordu. Bazılarınızın hatırlayacağı üzere 2004 yılındaki yerel seçimlerde CHP, Temel Reis’ten esinlendiği “Deniz Kaptan’ın Maceraları” propagandasını yürütürken patenti elinde bulunduran Hearts Holding tescilli karakterlerinin izinsiz kullanılması nedeniyle CHP’ye bir ihtarname göndermişti. Resmi web sitesine göre kısa boylu, seyrek saçlı, huysuz ve resmen çirkin olan Popeye nam-ı diğer Temel Reis ilk kez 19 Ocak 1929’da Elzie Crisler Segar’ın Thimble Theater adlı karikatür bandında yayımlandı. Popeye bu köşede kendini ilk kez gösterdiğinde Thimble Theater 10 yılını geride bırakmıştı. Bu karikatür bandının esas karakterleri sıska Safinaz (Olive Oyl), sevgilisi Ham Gravy ve Safinaz’ın müteşebbis ağabeyi Castor Oyl’du. Temel Reis, Segar’ın karikatür bandında ihtiyaç duyduğu konuklardan biriydi. Bu patlak gözlü, pazılı, çapa dövmeli ve pipolu huysuz denizci bir süre sonra Thimble Theater’ın gözde adamı oldu. Segar, tüm dünyada herkesin seveceği bir kahraman yaratmayı başarmıştı. Birçok yazar/çizer yarattığı karakterlerin otobiyografik olduğunu inkâr ederken Segar, Temel Reis için “Tamamen benim duygularımı yansıtan bir kahraman. Ahlaksızları kesmek, birçok insanı da pataklamak isterdim ama hiçbir zaman aklım ve cüssem buna müsaade etmedi. Ben de hayal gücümü kullanıp bu işleri denizcinin yapmasını sağladım,” diyerek samimiyetini göstermişti. Temel Reis, karikatür kahramanı olarak yayımlandıktan dört yıl sonra beyaz perdeye transfer oldu. Karikatürden animasyona geçişte karakterlerin daha basit olması gerekiyordu. Temel Reis, Safinaz’ı lunaparka götürdüğü ilk animasyon macerası “Popeye The Sailor”da Betty Boop ile aynı sahnede kısa da olsa hula dansı yaptı, Kabasakal’ı (Bluto) patakladı. Ağzından düşürmediği piposunun da etkisi ile kendine özgü bir konuşması olan bu kahraman aslında sınırları zorlanana kadar makul tavırlar sergiliyor. Yüksek sesle içinde bulunduğu duruma daha fazla tahammül edemeyeceğini beyan ettikten sonra kaba kuvvete başvuruyor. Üstelik doğaüstü gücünü pek de güzel olduğunu söyleyemeyeceğimiz sevgilisi Safinaz’ı Kabasakal’dan korumak için kullanıyor. Yumruklarını konuşturmasının çocuklar üzerinde olumsuz etkisi yaratacağı endişesi ile Segar’ı uyaran yöneticiler şimdilerde yayımlanan çizgi filmleri görmüş olsalardı kendilerinden utanırlar mıydı bilmem. Doğaüstü Ispanak Temel Reis, karikatür karakteri olduğu dönemde nadiren ıspanak yiyen bir denizci olduğu halde çizgi filmlerde gücünü ıspanaktan alan bir kahramana dönüştü. Safinaz’ın tek rakibi ise ıspanaktı. Ispanağın çizgi filmdeki diğer karakterler üzerindeki etkisi de aynı oldu. Mesela bir bölümde boğa tarafında kovalanan Temel Reis’in yardımına bahçesindeki ıspanakları yiyen bir köstebek koşar ve boğayı kuyruğundan tuttuğu gibi alt eder. Çünkü ıspanak doğaüstü güçleri olan bir sebzedir! Temel Reis çizgi filmleri yayımlanmaya başladıktan sonra Birleşik Amerika’da ıspanak tüketiminin arttığını dönemin üreticileri ve rakamları söylüyor. Hatta bir şehir efsanesine göre Segar, ıspanak tüketimini artırmak için hükümetle işbirliği yapmıştı. Çocukların beslenme alışkanlığı üzerindeki olumlu etkisi inkâr edilmeyecek bu kahraman, ıspanak üreticilerinin gelirlerinde artış sağladı. O kadar ki 1937 yılında Teksas’ın ıspanak başkenti olarak bilinen Crystal City’de üreticiler Segar ve Temel Reis’i onurlandırmak için bir Temel Reis heykeli diktiler. Böylece Temel Reis heykeli dikilen ilk çizgi film kahramanı oldu. Demir deposu olarak bilinen ıspanağın tahtı 1981 yılında British Medical Journal’da T.J. Hamblin tarafından yayımlanan bir makale ile sarsılsa da Temel Reis dünyanın en sağlıklı çizgi film kahramanları arasında yer almaya devam ediyor. Hamblin, bu makalesinde ıspanağın aslında içerdikleri için değil bir virgül hatası yüzünden demir deposu olarak bilindiğini yazmıştı. Elzie Segar’ın 1938 yılındaki erken ölümünün ardından Popeye patentine sahip olan King Features, Thimble Theather bandının devam etmesi için aralarında Segar’ın asistanı Bud Sagendorf’un da bulunduğu birçok çizerle çalıştı. Uzun soluklu bir band olarak varlık gösteren Thimble Theatre’ın adı “Thimble Theatre Starring Popeye” en sonunda da “Popeye” olarak değiştirildi. Popeye ülkemizdeki nadir çeviri harikalarından biri olan Temel Reis adıyla tanındı. Olive Oyl Safinaz; Bluto ise Kabasakal olup çıktı. Bu muhteşem çevirileri kimin yaptığı bilgisine maalesef ulaşamadım. Madem kimin çevirdiğini bulamadım bari televizyonda yayımlanırken kimler tarafından seslendirilmiş onu yazayım dedim; bu sefer de TRT’den bir yanıt alamadım. Sadece Temel Reis’i tiyatrocu Ertan Savaşçı’nın seslendirdiğini teyit edebildim. Temel Reis, oyuncakları ve konservesi ile ticari mala dönüşen ilk çizgi film kahramanlarından biri oldu. 1930’lu yıllarda çizgi roman kültürü etkili olduğu için neredeyse dönemin tüm çizgi roman kahramanlarının oyuncakları yapıldı. Temel Reis’in bu dönemlerde üretilen oyuncakları, koleksiyon meraklılarının peşine düştüğü nadide bir parçaya dönüştü. Müzelerin de en değerli parçalarından biri oldu. Ne şanslıyız ki birçok oyuncak müzesine nasip olmayacak kadar çok Temel Reis oyuncağı İstanbul Oyuncak Müzesi’nde sergileniyor. Müzenin koleksiyonunda biri bebek dördü teneke olmak üzere 5 adet Temel Reis oyuncağı yer alıyor. Temel Reis bebeği müzenin en nadide parçalardan bir tanesi. Teneke oyuncaklarda ise Temel Reis marifetlerini sergilemeye devam ediyor; bir tankı kaldırıyor, kuş kafeslerini taşıyor, pilotluk yapıyor. Asıl vurucu oyuncak ise müzenin “Yabancı Oyuncaklarda Türkiye İmajı” altında sergilenen Temel Reis’in el arabası ile bir valizi taşıdı oyuncak. Temel Reis’in taşıdığı valizin üstünde 3 etiket var; birinde Asia, diğerinde China ve en sonuncusunda Turkey yazılı. Meraklıları İstanbul Oyuncak Müzesi’ni ziyaret edebilir. Temel Reis, dünyanın en sevilen çizgi kahramanlarından biri olmaya devam ediyor. Temel Reis var oldukça ıspanağın nelere kadir olduğunu hep beraber göreceğiz.

Kaynak: http://yokyokulke.blogcu.com/ihtiyar-delikanli-temel-reis/5460681

Shakespeare Çevirmenin Sınavıdır..

çuha çiçeği Şiir ve edebiyat çevirileri yaparken çevirmen en büyük ikilemi metne sadık kalıp kalmama konusunda yaşar.. Shakespeare’den birkaç satır çeviriyle örnek verelim.. (Hatırlatma: Bu mısralar, bir perinin oyundaki Puck adlı karakterin “Ne tarafa gidiyorsun?” sorusuna cevabıdır..)

A Fairy Song
Over hill, over dale,
Thorough bush, thorough brier,
Over park, over pale,
Thorough flood, thorough fire!
I do wander everywhere,
Swifter than the moon’s sphere;
And I serve the Fairy Queen,
To dew her orbs upon the green;
The cowslips tall her pensioners be;
In their gold coats spots you see;
Those be rubies, fairy favours;
In those freckles live their savours;
I must go seek some dewdrops here,
And hang a pearl in every cowslip’s ear.
Farewell, thou lob of spirits; I’ll be gone.
Our queen and all her elves come here anon.

Kişisel olarak benim çevirim bu metne daha sadık olur ve muhtemelen aşağıda yaptığım çeviri denemesine daha yakın olurdu.

Bir Peri Ezgisi

Dereler, tepeler dardır bana, (Over hill, over dale,)
Dikenler, çalılar sazdır bana, (Thorough bush, thorough brier,)
Yeşiller, bozkırlar düzdür bana, (Over park, over pale,)
Sular, ateşler durdurmaz beni! (Thorough flood, thorough fire!)
Gezip görmediğim yer kalmaz, (I do wander everywhere,)
Hızım ayküreden çoktur benim; (Swifter than the moon’s sphere;)
Periler Kraliçesine hizmetkarım, (And I serve the Fairy Queen,)
Yerdeki halelerine çiy dizerim; (To dew her orbs upon the green;)
Boylu çuha çiçekleri korumaları; (The cowslips tall her pensioners be;)
Altın sarısı armalarında benekleri; (In their gold coats spots you see;)
Yakuttandır.. perilerin rozetleri; (Those be rubies, fairy favours;)
Hoş kokuları saklıdır çillerinde.. (In those freckles live their savours;)
İyisi mi ben gideyim, çiy taneleri bulup, (I must go seek some dewdrops here,)
İnciler dizeyim taçlarına çiçeklerin. (And hang a pearl in every cowslip’s ear.)
Elveda cinler soytarısı; benden bu kadar. (Farewell, thou lob of spirits; I’ll be gone.)
Kraliçem ve maiyeti birazdan buradalar.. (Our queen and all her elves come here anon.)

Aynı şiirin internetten bulduğum -metinden daha bağımsız- bir başka çevirisi de şöyle:

Az giderim uz giderim,
Dere tepe düz giderim,
Yangında uçar, selde kaçarım
Orda burda ben her yerde yaşarım
Hızlılıkta ay küreyi aşarım
Kraliçem çağırdı mı koşarım,
En iyisi ben gideyim periler maskarası, Kraliçem birazdan damlar.
Bir Yaz Gecesi Rüyası – İkinci Perde, Birinci Sahne

İki yöntemden hangisini seçerseniz seçin ancak Shakespeare‘i yaşarken öldürmeyin, dirilirse güldürmeyin..

Düşünen ve yazan: Abdullah Erol

cuha

Latince ve Çeviri

Çeviri (eski dilde ‘tercüme‘) kelimesi Latince translate‘in karşılığı olan translatum‘dan gelir. Translatum kelimesi de tüm sözlüklerde ve etimoloji kaynaklarında trans ve latum şeklinde ikiye ayrılarak anlamlandırılır.

Translate his malice towards you into love! / Sana olan nefretini aşka dönüştür!
(William Shakespeare, Koryolanus, Perde II, Sahne 3)

Translatum mana olarak bir şeyden bir başka şeye dönüştürmek, çevirmek şeklinde ifade edilir. Buraya kadar herşey bütün kaynaklarda bulabileceğiniz bilgiler.. Ben bu yazıda latum sonekini latin (latince) olarak düşünüp bir çıkarım yapmaya çalışacağım.

Batı’da mimarinin, heykelin, resmin, müziğin en büyük destekçisinin ve çok zaman da tek destekçisinin kilise olduğu bilinir.. Söz konusu olan translatum kelimesi ve Latince de kilisenin dili olunca, translatum kelimesinin orijini konusunda Latince’ye çevirmek yorumu yapılabilir. Buradan hareketle, bu kelimenin İncil’in İbranice’den Latince’ye çevrilmesi manasına geldiğini söylemek akıldışı olmayacaktır! Varsayımım bununla da kalmıyor aslında. Bu daha birinci evre..

İkinci evrede, aynı kelime klasik eserlerin Latince’den Batı dillerine çevrilmesi anlamında da kullanılmış olabilir.

Yani, translate kelimesi 2 evrede incelenebilir;

  • Birinci Evre – İncil’in İbranice’den Latince’ye
  • İkinci Evre – Klasik eserlerin Latince’den Batı dillerine çevrilmesi

Buradan bakınca birinci evre Ortaçağ’a kadar olan ve İncil çevirilerinin yapıldığı “din-eksenli çeviri” dönemini, ikinci evre ise daha çok Ortaçağ’dan sonra yapılan ve Eski Yunan ve Roma eserlerinin çevirilerinin yapıldığı “din-ötesi çeviri” dönemini anlatıyor. Bu iki dönemi birbirinden her zaman net vurgularla ayırmak mümkün olmayabilir. Genel olarak din-eksenli çeviriler İsa’dan birkaç yüzyıl sonra, din-ötesi çeviriler de Batı Roma’nın yıkılmasından birkaç yüzyıl sonra başlıyor.

Bilmiyorum hiç bu açıdan baktınız mı, ancak bu açıdan bakıldığında hemen tüm kültürlerde çevirinin genel olarak iki farklı aşamadan geçtiğinden söz edilebilir.. Bizde de çeviri denince eskiden tek akla gelen Kuran çevirisi (meali) iken, zamanla durum değişmiş -ve her ne kadar klasik Türk tarihine dair eserler üzerinde çok durulmamış olsa da- çok sayıda klasik eser Türkçe’ye kazandırılmıştır. Çevirinin hayatımızda ne kadar büyük değişiklikler yaptığının farkında mıyız acaba?

Düşünen ve yazan: Abdullah Erol