Kağıt üstünde dışarıdan çalışıyor gözüktüğüm ama çok yoğun bir tempoyla çalıştığım için bana ayrı bir oda tahsis ettikleri bir şirkette, zaman içinde diğer çevirmenlerle de güzel bir dostluk kurmuştum. Hayatın hepimizi farklı yerlere savurmadaki ısrarı dolayısıyla uzun zamandır hiçbirisiyle görüşmüyor olsam da, birbirimizi her zaman için saygı ve sevgiyle andığımızı düşündüğüm bir grup oluşturmuştuk.
Bir kişi hariç.
Başlangıçta, en iyi onunla anlaşıyordum. Pek çok konuda dünyaya aynı şekilde bakıyorduk. Eğlenceli biriydi. Bir, iki derken sürekli birlikte takılmaya başlamıştık. Tabii her ikimiz de aynı yere iş yapan serbest çevirmen olunca, dostluğumuz iş hayatına da sıçradı. Sıkıştığımız zamanlarda birbirimize yardım eder olduk.
Zaman içinde bu yardımlaşmalar farklı bir hal aldı. O sırada ben pek önemsememiştim ama bu yeni arkadaşımın piyasada çok iyi bir itibarı yoktu. Adı, işleri aksatan bir çevirmene çıktığından piyasadan iş bulmakta zorlanıyordu. Başlangıçta sadece yardımlaşıyorduk; ama bir süre sonra ona sürekli iş paslar olmuştum. Göze batmayacak çok küçük bir komisyon karşılığı, almış olduğum son teslim süresi yeretince uzun olan işleri arkadaşıma devrediyordum. Böylece ben az da olsa ek bir gelir elde etmiş oluyordum, arkadaşım da normalde asla iş alamayacağı yerlerden para kazanıyordu.
Tabii huylu huyundan vazgeçmeyeceğinden, arkadaşım benim pasladığım işleri de aksatıyordu. Çok ilginç bir şekilde, tam da çevirilerin teslim tarihi geldiğinde ya ishal olup bütün gece kıvranıyordu, ya annesi rahatsızlandığı için bütün geceyi hastanede geçiriyordu, ya da benzer bir bahanesi mutlaka oluyordu; ve çeviri yetişmiyordu. Bu kadar tesadüfün biraz fazla olduğunu biliyordum ama ses çıkarmıyordum. Bir şekilde idare ediyorduk.
Aksaklıklar olsa bile, aramızda sadece iş ilişkisi değil güzel de bir dostluk olduğunu düşündüğümden, iş konusunda başkalarına attığı taklaları bana atmayacağını düşünüyordum. Çok da yanılıyordum tabii.
Bir gün, yine arkadaşımın normalde iş alamayacağı bir yerden bir belgesel çevrisi almış, sonra da ona paslamıştım. Şimdiki aklım olsa, kendim yapmayacağım hiçbir çeviriyi asla kabul etmezdim; ama tabii şimdiki aklımın olması için bazı hatalar yapmam gerekiyordu . Her şeye rağmen onun bana ciddi bir kazık atmayacağını düşünüyor -ve fena halde yanılıyordum.
Son teslim tarihi geldikten ve biraz da geçtikten sonra, çeviriyi arkadaşımdan güç bela alabildim. Kontrol etmek için zamanım olmadığından bana geldiği gibi aynen işverene gönderdim.
Ertesi gün telefon ettiler. Çeviri eksikti. Yarısından sonrası yoktu. Arkadaşım inatla reddedip, tamamını yaptığına dair yeminler etse de, belgeseli tam da yarıya kadar çevirip bana öyle göndermişti. Yaptığı haltı bana söylemiş olsa, ben o çeviriyi o şekilde göndermez, elbette tamamlardım. Oysa böyle bir şeyden haberim olmadığı için, sanki çevirinin tamamını göndermişim gibi inatlaşmak durumunda kalmıştım. Sonuç olarak arkadaşım yüzünden ben yalancı durumuna düşmüş, o iş yeriyle ilgili itibarımı kendi ellerimle yerle bir etmiştim. Yaptığım hatanın bedeli çok ağır olmuştu.
Arkadaşım inatla çevirinin tamamını yapıp gönderdiğine dair yeminler etmeseydi belki bugün onunla hâlâ konuşuyor olabilirdim; ama bu kadar da keriz yerine konmak fazla geldiğinden onunla bütün ilişkilerimi kestim. Bir daha da kendi adıma aldığım çevirileri asla başkalarına paslamama kararı aldım.
Bu blogu farklı yazarlara açmayı ve geliştirmeyi hedefliyoruz. Blog yazarı olarak, hem blogumuzun gelişmesine katkı sağlayabilir hem de zaman içinde yazılarınızla çeviri camiasında adınızdan söz ettirebilirsiniz. Blogumuzda yazar olmakla ilgilenirseniz bizimle buradan irtibata geçebilirsiniz. Blog yazarımız olun, size kullanıcı adınızı ve şifrenizi gönderelim, yazılarınızı hemen yazmaya başlayın. (Yazılarınıza fotoğraf ve irtibat bilgilerinizi ekleyebilirsiniz.)
Kimler Bu Blogda Yazar Olabilir
Yazmakla arası iyi olanlar
Yazılı / sözlü çeviri yapanlar
Mütercim Tercümanlık/Dilbilim öğrencileri
Öğretim üyeleri ve yabancı dil öğretmenleri
Tercüme bürosu sahipleri
Çeviri ve dilbilim konularında bilgi/deneyim sahibi olanlar
İyi Blog Yazarı Olmak İçin Bazı Tavsiyeler
Yazacağınız konuyu ciddiye alın.
Yazacağınız konuyu belirledikten sonra, konu hakkında epey bilgi sahibi olana kadar araştırma yapın.
Yazdığınız yazıyı tekrar tekrar okuyun. En küçük hataları bile bulmaya çalışın. Hatalar kamuflaj uzmanıdır.
Yazınızın sayfa düzenini yapın. Resim ekleyebilir, satır sonlarını düzeltebilir, gerekli kelimeleri kalın yapabilirsiniz..
Yazınızda altbaşlıklar kullanarak yazıyı kolay okunabilir yapabilirsiniz.
Yazınıza dikkat çekici başlıklar atın. Başlığın son şeklini yazıyı yazdıktan sonra verin.
Yazınızı sosyal medyada arkadaşlarınızla paylaşarak ilk izlenimleri alın.
Tutkuyla yazın.
Her yazınızda yeni ve az kullanılan veya kendi türettiğiniz birkaç kelime kullanın.
Aklınıza gelen konuları cep telefonunuza veya ufak bir kağıt parçasına her zaman not alın. En değerli hazineniz aklınıza gelen konular olabilir.
Gramerinizi geliştirmeye biraz zaman ayırın.
Bazen kısa, bazen orta uzunlukta, bazen de uzun yazılar yazarak çeşitlilik ve okunurluğunuzu artırın.
Bazen zor zonulara dalıp yazarken kendinizi geliştirin.
Eleştirilere her zaman açık olun.
Okuyun, düşünün ve yazın. Okumaya hep devam edin.
Yazınızı bir kere kendinize seslice okuyun, böylelikle okuyucunuza ne demek istediğinizi anlamaya çalışın.
Yazınızdaki gereksiz kelimeleri atmaya çalışın. Mümkün olan en optimum ifade tarzını kullanın. 5 kelime ile anlatılabilecek bir durum için 15 kelime kullanmayın!
İnsanların neyle ilgilendiklerini başka forum ve sosyal medyadan takip ederek öğrenin; bunlardan yeni konu başlıkları çıkarın.
Cümlelerinizi basit ve okunaklı tutun.
Sıfat ve zarf kullanımını sınırlayın.
Yayımla butonuna tıklamadan önce yazınızı bir kere daha kontrol edin.
ALTA’s language professionals comment on issues involving translation, interpreting, language testing, and the intersection of language with current events.
Tips, advice, and all kinds of information both for translators and translation buyers written by all those involved in the exciting field of professional translation.
Dil meselesi tartışılırken bir gerçek her zaman göz ardı edilmiştir. Bu, Türkçenin başka dillerde olan on binlerce kelimesinin hiç akla dahi getirilmemesidir. Moğolca, Urduca gibi artık epey uzakta kalmış diller ile Farsça, Ermenice, Gürcüce gibi Önasya dilleri, Yunanca, Bulgarca, Makedonca, Arnavutça, Romence, Sırpça-Hırvatça, Macarca ve hatta Rusça gibi Balkan, Orta ve Kuzey Avrupa dillerinde on binlerce Türkçe kelime vardır. Türkçe sadece sözlükleri etkilemekle kalmamış, bütün Balkan dillerinin morfoloji ve sentaksını da etkilemiştir.
Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimeler
Abdullah Skaljiç, Sırp-Hırvat Dilinde Türkçe Kelimeler (Turcizmu u srpskohrvatskom jeziku) isimli birinci baskısı 1957, ikinci baskısı 1962’de Saraybosnada yapılan eserinde, Türkçeden Sırp-Hırvat diline 8.742 kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir Tabii ki Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimelerin sayısı bu kadar değildir. Nitekim kitabın ilk baskısında 6.500 kelime yer almıştı (Milan Adamovic, “Tanıtma”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 1969, 289. s. vd.).
Macarcadaki Türkçe kelimeler
Alimler Macarcaya geçen Türkçe kelimeleri üç tabaka halinde incelerler. Birincisi Hun-Hazar-Bulgar tabakası, ikincisi Peçenek-Uz-Kuman-Kıpçak tabakası, üçüncüsü ise Osmanlı tabakasıdır.
Osmanlı tabakasını inceleyen Macar alimi Suzanne [Zsuzsa] Kakuk, 16 ve 17. asırlarda Osmanlı dili tarihi araştırmaları, Macar dilinde Osmanlı unsurları ( Budapeşte, 1973 Recherches sur l’histoire de la langue Osmanlie des XVI et XVII siecles, les eléments Osmanlis de la langue Hongroise) isimli eserinde, 16-17. asırlarda Osmanlılar vasıtasıyla Macarcaya 1.382 cins isminin, 402 şahıs adı ve lakabın, 224 yer isminin, toplam 2.008 kelimenin nakledildiğini ortaya koymuştur (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1973-74, 356 s.).
Kakuk, daha sonraki bir yazısında bunu 1.500’e çıkarmıştır (Zsuzsa Kakuk, “Macar dilinde Osmanlı-Türk unsurları”, Bilimsel Bildiriler 1972, TDK y., Ankara 1975, 209. s. vd.). (Bayan Kakuk, 1960’da Çindeki Salar Türklerini ziyaret ederek metinler derlemiştir. Bu metinler Textes Salars, Acta Orientala, c. xııı, fas. 1-2, Budapest 1961’de yayımlanmıştır). Kakuk, 13 ağustos 1925’te Macaristanın Heves şehrinin Nagytalya köyünde doğmuştur.
Türkçenin tesiri sadece kelime vermekle kalmamış, bazı şairler Türkçe şiir bile söylemişlerdir. Mesela ilk büyük Macar şairi sayılan Balint Balassa 1552-56 arasında bir çok Türkçe şiiri Macarcaya çevirmiş, kendisi de Türkçe şiir yazmıştır.
Macar kelimesi Manysi ve Türkçe eri (Manysi+eri) kelimelerinden meydana gelir ki, yarı yarıya Türkçedir (Laszlo Rasonyi, Tarihte Türklük, TKAE y., Ankara 1971, 119. s.). Macarlara sadece kendileri ve biz Türkler Macar deriz. Öbür milletlerin verdiği Hungarya adı da tamamiyle Türkçedir. Hungarya (Hungaria) çoklarının sandığı gibi Hun kelimesinden değil, Türkçe Onoğur kelimesinden gelir. Baştaki h türeme bir sestir. Kelime Hundan gelse sonraki gar unsurunu açıklamak mümkün olmazdı). Macarlar Onoğur Bulgarlarıyla yakın münasebette bulundukları için Bizanslılar ve diğer halklar onları bu kelimeyle isimlendirip yaşadıkları ülkeye de Türkiye demişlerdir (Onoğur kelimesi Osmanlılarca az da olsa Engürüs veya Üngürüs şeklinde kullanılmıştır).
Hatırlanacağı üzere Macaristan haricinde tarihte Türkiye ismini alan veya Türkiye ismi verilen bir çok ülke ve bölge vardır: Göktürk, Hazar, Anadolu Selçuklu, Mısır (Memlük devrinde) ve Türkistan coğrafyaları tarihte Türkiye olarak anılmıştır. Lakin devlet adı olarak Göktürkler, Mısır Memlükleri ve Türkiye Cumhuriyetinden başka Türkiye isimli Türk devleti yoktur. Yalnız Orta Asya coğrafyası son bin yıldır Türkistan adıyla tanınmaktadır.
Macar alimleri Türklük bilimi sahasında en çok çalışan alimlerdir. Zaten Türk bilimi sahasında Hıristiyan milletlerden iyi niyetle çalışan sadece Macar bilginleridir. Bunlara Bosna Hersekli ve Güneydoğu Asyalıları da ilave edebiliriz (Pakistan, Malezya vs). Türklükle ilgilenen diğer bilim adamlarının bilim sıfatı sadece mesleklerinde olup esas amaçları Türk kültür ve medeniyetini başka köklere, bilhassa Çin, Hint, İran, Moğol, Arap ve sair kaynakla bağlamaktır.
Romencedeki Türkçe kelimeler
Aslen bir Gökoğuz Türkü olan Mihail Guboğlu bir makalesinde, Romen diline geçen Türkçe kelimeler üzerine çalışan Romen ve yabancı bilim adamlarının eserleri hakkında geniş bilgi vermiş, Romen dilinde mevcut 3.000 Türkçe kelimenin daha iyi araştırılması gerektiğini belirtmiştir (M. Guboğlu, “Rumanya Türkolojisi ve Rumen dilinde Türk sözleri hakkında bazı araştırmalar”, 11. Türk Dil Kurultayında Okunan Bilimsel Bildirilir 1966, Ankara 1968, 271. s.).
Kerim Altay isimli Türk asıllı Romanyalı bir bilim adamı da, 1925-87 arasında çıkan 4 Romence sözlükte yaptığı araştırmada 1.700 Türkçe kelime saymış, daha dikkatli bir araştırmayla bunun 2.000’i aşacağını söylemiştir (Kerim Altay, Türkçeden Romenceye giren sözler-Romencedeki Türkçe kelimeler”, Erciyes, Nisan 1996, 220. sayı, 1. s.).
Bulgarcadaki Türkçe kelimeler
Türker Acaroğlu, Bulgaristanda Osmanlı Türklerinden kalma 5.000 Türkçe yer adının olduğunu yazmaktadır (M. Türker Acaroğlu, Bulgaristanda Türkçe Yer Adları Kılavuzu, Ankara 1988, 42, 75 ve 383. s.). Bulgarcadan Türkçeye giren sözler ise yalnızca bir kaç tanedir ki bunların en çok kullanılanı çete kelimesidir. Bu da Bulgarların çetecilikte nam salmasından ileri gelmiştir. Ayrıca gocuk, kuluçka, kosa (uzun saplı bir tırpan), ıştır (yaban pazısı) gibi bir iki söz daha vardır. Son ikisi ağızlarda kullanılır (Hasan Eren, “Bulgarlar ve Türk dili”, Bulgaristanda Türk Varlığı, TTK, Ankara 1985, 9. s.).
Yaşar Yücel, Bulgar Bilimler Akademisi Bulgar Dili Enstitüsünce yayımlanan Bulgar Dilindeki Yabancı Kelimeler Sözlüğü (1982) ile Bulgarca Sözlüğün 3. baskısını tarayarak Bulgarcada 2.557 Türkçe kelimenin olduğunu tespitlemiştir. -ci, -li, -lik gibi Türkçe ekler de Bulgarcaya geçen lisan unsurları arasındadır (Yaşar Yücel, “Bulgarcaya Türkçeden ve Türklerden geçen sözcükler”, Belleten, ağustos 1991, 213. sayı, 529-562. s.).
Tabii ki bu, eksik bir çalışmadır. Hakikatte başta Bulgar ve Balkan kelimeleri olmak üzere Bulgarların dilinde aslında on binden fazla Türkçe kelime vardır. Durum Makedonca için de aynıdır.
Melih Cevdet Anday seyahatlerini anlattığı bir eserinde şöyle bir fıkra nakletmektedir:
“Bir Bulgar bir Yugoslava sormuş:
‘-Sizin dilinizde çok Türkçe sözcük var mı?’
Yugoslav Türkçe olarak:
‘-Yok be kardeşim’ demiş.
Bu soru bir Macara sorulsa ‘şok van’ karşılığı alınırdı ki, ‘çok var’ demektir.” (Melih Cevdet Anday, Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan, Gerçek y., İstanbul 1965, 143. s.).
Bu misalin bir benzerini Süreyya Yusuf da nakletmektedir (Süreyya Yusuf, “İvo Andriç’te Türkçe sözcükler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1969, 287. s.).
Rusçadaki Türkçe kelimeler
Nikolay Aleksandroviç Baskakov Türk Kökenli Rus Soyadları (1979) isimli çalışmasında 300 Türkçe kökenli Rus soyadını etraflıca incelemiştir. Baskakovun eseri Türkçeye tercüme edilmiştir (N.A. Baskakov, çev. Samir Kâzımoğlu, Türk Kökenli Rus Soyadları, Ankara 1997, 234 s.).
Tatar alimi A.H. Halikov da Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale isimli eserinde bugün Rusçada kullanılan 500 soy adını tesbit ederek bir kitap halinde yayımlamıştır (A. H. Halikov, çev. Mustafa Öner, Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale, TDAV y., İstanbul 1995). Bunların hepsi aslen Türk-Tatar asıllı olup içlerinden alimler, yazarlar, diplomatlar, bilim ve devlet adamları çıkmıştır. Mesela Yeltsin (Türkçe elçi kelimesinden gelir) bunlardan biridir. Zaten “Rusu kazısan altından Tatar (Türk) çıkar” sözü herkesçe bilinen bir sözdür.
Tabii bunlar özel isimlerdir. Rusçada Türkçeden alınma sözlerin bir listesi henüz yapılmamıştır. Bu yapıldığında Rusçada 10 bin civarında Türkçe kelimenin bulunduğu katiyetle açığa çıkacaktır.
Kerim Altay, Rusçadaki Türkçe sözlerin sayısının da şimdilik 2.000 olarak tesbit edildiğini bildirmiştir.
Farsçadaki Türkçe sözler
Farsça yabancı kelimelerin çok olduğu bir dildir ve bu dilde binlerce Türkçe kelime vardır. 1942’de Fuad Köprülü yazdığı bir makalede Farsçadaki Türkçe kelimelere dikkati çekmiş, 280 Türkçe kelime tesbit etmiştir (Fuad Köprülü, “Yeni Fariside Türkçe unsurlar”, Türkiyat mecmuası, 1942-45, 7-8, sayı, 1-6.).
Alman alimi Gerhard Doerfer, Farsçanın yüzde seksenini Arapça kelimelerin oluşturduğunu, lakin bu yüzden Farsçanın bir Sami dili sayılamayacağını söyler. F. K. Timurtaş da Farsçadaki Arapça kelimelerin Farsçadan fazla olduğunu kaydeder (F. K. Timurtaş, Osmanlıca Grameri, İstanbul 1964, 248. s.).
Doerfer, Yeni Farsçada Türkçe ve Moğolca Unsurlar (Turkische und Mongolische elemente im Neupersischen, Wiesbaden, 1963, 1965, 1967, 1975) isimli 4 ciltlik eserinde bunlardan binlercesini tesbit etmiştir.
Doerfer’in kitabının 1. cildi Moğolca kelimelere ayrılmıştır. Burada Farsçaya giren 409 Moğolca söz yer almaktadır. 2, 3 ve 4. ciltler ise Farsçadaki Türkçe kelimelere ayrılmıştır. Burada da 2.000’e yakın Türkçe kelimeye yer verilmiştir. Ne yazık ki 4 ciltlik bu eser halen Türkçeye tercüme edilmeyi beklemektedir.
Arapçadaki Türkçe sözler
Türkçe en çok etkilendiği dil olan Arapçaya da binlerce kelime vermiştir. Cezayirli bir bilim adamı olan Mohammed ben Cheneb, 1922’de yaptığı “Cezayir konuşma dilinde muhafaza edilen Türkçe ve Türkçe aracılığı ile gelen Farsça kelimeler” adlı araştırmasında (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1966, 157-213. s.) isimli çalışmasında Cezayir Arapçasında 634 Türkçe kelime tesbit etmiştir.
Bu kelimelerin 72’si askerî, 31’i denizcilik, 39’u besin maddelerine ait kelimeler, 59’u alet ve kap kacak kelimeleri, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla alakalı, 313’ü ise çeşitli sahalara ait kelimelerdir. Cheneb, Türkçe özel adları çalışmasına dahil etmemiştir.
Ahmet Ateş, Cheneb’den müstakil olarak yaptığı bir araştırmada Arap edebî dilinde 539 Türkçe kelime tesbit etmiştir. Ateş Türkçe örnek kelimesinin dahi urnîk şeklinde ve “örnek, model, şekil” manasında Arapçaya geçtiğini de (çoğulu arânîk) kaydetmiştir (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler üzerine bir deneme”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1965, 2. yıl, 1-2. sayı, 5-25. s.).
Hüseyin Ali Mahfuz, Bağdad Arapçasındaki 500 Türkçe kelimenin listesini yayımlamıştır (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler, 10. yüzyıla kadar”, Reşit Rahmeti Arat İçin, Ankara 1966, 26. s.).
Erich Prokosch adında bir Alman alimi de Sudan Arapçasına 259 Türkçe kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir. Bunların içinde ağa, balta, baklava, basma, bastırma, başıbozuk, binbaşı, birinci, bohça, boru, bölük, burma, burgu, damga, demir, doğru, dolap, dondurma, cebehana, çizme, gümrük, hekimbaşı, kanca, karakol, kavun, kavurma, kazan, kılavuz, kışlak, orta, sancak, şiş, tabur, temelli, topçu, yüzbaşı gibi kelimelerle –cı eki de vardır (Erich Prokosch, Osmanisches Wortgut in Sudan-Arabischen [Sudan Arapçasında Osmanlı Kelimeleri], Klaus Schwarz verlag, Berlin 1983, 75 s.).
Son zamanlarda bu mevzuda çalışan Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler (İstanbul 1994) isimli eserinde Arapçaya şimdilik 941 kelimenin geçtiğini meydana koymuştur (Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerinde Türkçe Kelimeler, TDAV y., İstanbul 1994, 159 s.).
Aytacın çalışmasında Arapçaya geçen kelimelerin 179’unun meslek ismi, 75’inin yiyecek içecek ismi, 97’sinin çeşitli sıfatlar, 45’inin askerlikle ilgili kelimeler, 24’ünün özel isim, lakap ve unvan, 40’ının mekân ismi, 89’unun araç gereç ismi, 15’inin fiil, 52’sinin giyim kuşam ve dokumacılıkla ilgili isimler, 8’inin akrabalıkla, 6’sının madenlerle, 7’sinin hayvanlarla ilgili olduğu görülmektedir. (Toplamı 657’dir). Geri kalan 284’ü sair isimlerdir. Bunların içinde çavuş (çaviş veya şaviş şeklinde), topçu gibi çok kullanılan kelimelerle beraber, çapçak (kulplu ve madeni bir kap, eski Türkçede çamçak) ile sagu (ağıt), sagucu (ağıtçı) gibi günümüz lisanında kullanılmayan eski Türkçe kelimeler bile vardır.
Arnavutçadaki Türkçe kelimeler
Arnavutçadaki Türkçe kelimelerin sayısı 5 ila 10.000 bin arasındadır. Bu mevzuda da yapılmış bir çalışma yoktur.
Yunancadaki Türkçe kelimeler
Yunancada 5.000 ila 7.000 civarında Türkçe kelimenin olduğu tahmin edilmektedir. Yunanlılarda Türk kompleksi olduğu için Yunan ilim adamları her hangi bir çalışma yürütmemişlerdir.
Ermenicedeki Türkçe kelimeler
Ermenilerin henüz Türk kompleksine sahip olmadıkları bir zamanda 1902’de H. Açaryan isimli bir Ermeni, Türkçeden Ermeniceye 4.200 (dört bin iki yüz) kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, Türk Dili, ağustos 1995, 524. sayı, 862. s). Hatta bu tesir o derecededir ki, Türkçenin etkisiyle Ermeni dili yapı ve sentaksını (söz dizimini) dahi değiştirmiştir (Bahtiyar Vahabzade, haz. Yusuf Gedikli, Ömürden Sayfalar, Ötüken n., İstanbul 2000, 196-197. s.).
Robert Dankoff, yukarıdaki rakama ilave olarak Ermeni diyeleklerinde 150 Türkçe sözün varlığını tesbit etmiştir. Halbuki Türk yazı dilindeki Ermenice kelimeler, sadece 5-10 tanedir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, 903-904. s.).
Ancak bu bir asır evvel yapılmış eksik bir çalışmadır. Ermenicedeki Türkçe kelimelerin sayısı 10 binden az değildir. Sadece şu kadarını belirtelim ki Türk kamu oyunda çok yaygın olan örnek kelimesinin Ermenice olduğu inanışı yanlıştır. Örnek batı Türklerinden doğudaki Altaylılara, Doğu Türkistanlılardan Tatarlara kadar bütün Türk lehçelerinde mevcuttur (Örnek hakkındaki yazımız için Türk Dilinin eylül 2003 tarihli sayısına bakılabilir).
Netice
Türkçe eski, köklü, zengin, yaygın ve çok konuşulan bir dildir. Tarih boyunca bir çok lisan ve halkla alış veriş içinde olmuştur. Hem kelime almış, fakat aldığından ziyadesini vermiştir (Sanırız aldığından az verdiği diller Arapça, Farsça ve Fransızcadır. Geri kalan bütün dillere aldığından fazlasını vermiştir).
Lakin Türkçenin yabancı lisanlara etkisi henüz gerektiği kadar araştırılıp incelenmemiştir. Bilhassa Arnavutça, Yunanca, Ermenice ve hatta Gürcücedeki Türkçe kelimelerin bir an evvel araştırılması gerekmektedir. Tabii ki bu, herkesten evvel bize düşen mühim ve kutsal bir vazifedir.
Aynı vazife Kafkas dilleri, Moğolca, Çince, Korece, Urduca için de variddir. Urduca zaten Türkçe ordu kelimesinden gelmektedir. Binlerce kelime verdiğimiz bir dildir.
1. Türk Dili Kurultayını açarken, “Öyle bir Türkçe yapalım ki bunu Kaşgardaki Türk de konuşsun, anlasın; Baküdeki, Türkiyedeki de” diyen Atatürkün emrini yerine getirmek için var gücümüzle çalışmamız gerekiyor (Hasan Eren, “Dilde birlik”, Bilimsel Bildiriler 1972, 159. s.).
Haberi henüz olmayanlar için tekrar hatırlatalım.. Google, çevirmenlerin ve çeviri sektörünün geleceğini kökünden değiştirebilecek Google Translator Toolkit adında bir arayüz (API) geliştirdi.. Milyonlarca çevirmen artık çevirilerini aynı workbench üzerinde yapacak ve katrilyonlarca çeviri birimi yaratılacak! Bu arayüz crowdsourcing olarak adlandırılabilecek sistemin en kapsamlı örneği yanılmıyorsam.
Devrim niteliğindeki bu arayüz, akıllıca kullanabilen tercümanlar için çok büyük katma değer yaratabilecek nitelikte yenilikler getiriyor ve bu yeniliklere sürekli ilaveler yapılıyor! SDL Trados ile tanışanlar bu aracı çok hızlı çözecektir ancak bu yazıda bilmeyenler için bu aracı kısaca anlatıp, artılarına ve eksilerine kısaca değineceğiz.
Aracın tercümanları ilgilendiren en önemli özelliği, TMX ortamında çeviri belleği yükleyip bu belleği yapacağınız (veya mevcut) çevirilerle geliştirebilmenize olanak sağlaması. Çeviri belleği yüklemek için sol tarafta bulunan Translation Memories bölümüne gidip Add butonuna basmanız gerekiyor. Bilgisayarınızda varolan bir TMX dosyayı yükleyebiliyorsunuz. TMX dosya nedir bilmiyorsanız, şuradan (http://jump.fm/NYJTM) göz atabilirsiniz. Bu dosyayı Notepad (Not Defteri) ile açıp düzenleyip kaydedebilir ve Google Translator Kit’e yükleyebilirsiniz deneme olması bakımından. Bu belleği yükledikten sonra sadece buradaki bir cümlenin olduğu bir Word dosyasını arayüze yükleyin çevrilmek üzere.. Bu Word dosyasının daha önce yüklediğiniz TMX çeviri belleğine göre otomatik olarak çevrildiğini göreceksiniz..
Bu çeviri belleğinde (TMX dosyası) 3 örnek cümle var İngilizce ve Türkçe çevirisiyle. Bu üç cümleden birini bir daha çevirmeniz gerektiğinde bellekteki çevirisi otomatik olarak karşınıza gelir. Yani bu sistemde, başta Google olmak üzere elinde hacimli çeviri belleği olanlar gücü elinde tutacak.. Örneğin 3 cümle yerine 30.000 çevrilmiş cümleniz olduğunda artık çeviri işleriniz daha otomatikleşmiş olacak. İsterseniz bu bellekleri istediğiniz kişilerle paylaşabilirsiniz. Bu da sistemin çok önemli bir özelliği.. Yani ekip halinde çeviri (teamsourcing) yapabiliyorsunuz! Aynı dosya üzerinde birçok tercüman ekip halinde çalışabilecek. Çeviri belleklerinizi paylaşıp paylaşmamak –her çeviri belleği yüklediğinizde- sizin vereceğiniz bir karar. Başkalarının herkesin erişimine açtığı çevirilerden de yararlanabiliyorsunuz bu arada.
Upload özelliği ile istediğiniz dosyayı Toolkit’e yükleyip, yüklediğiniz dosyayı ister makine çevirisiyle (Google Translate) ister kendi belleğiniz ile çevirebiliyorsunuz. Belleğinizi daha sonra Download edip düzenleme şansınız da var tabi. Yüklenebilen dosya türleri şunlar:
• AdWords Editor Archive (.aea)
• HTML (.html)
• Microsoft Word (.doc)
• OpenDocument Text (.odt)
• Plain Text (.txt)
• Rich Text (.rtf)
• SubRip (.srt)
• SubViewer (.sub)
Başka bir özellik de web sitelerini çevirebilme özelliği. Bu özellik de web sitesi çevirisi isteyenlerin ihtiyaçlarını karşılama konusunda size kesinlikle çok kolaylık sağlayacak. Herhangi bir web sitesinin çevirisini yapıp kaydedebilmenizin yanında Wikipedia ve Knol gibi sitelerin istediğiniz sayfasını çevirip yayınlayabiliyorsunuz. Örneğin Wikipedia’daki İngilizce bir maddeyi Türkçe’ye çevirip yayınlayabilirsiniz. Bu özelliklerin Wikipedia’yı şimdiki halinin yüzlerce katı büyüteceğine hiç şüphe yok.
Tabi ekip halinde çalışıyorsanız, çevirmenlerin ortak kullanımına sunulacak bir sözlüğü de bu arayüze yükleyip çeviri dilinin uyumlu olmasını sağlayabiliyorsunuz. Yani birlikte çeviri yaptığınız çevirmenlerin aynı sözlükten yararlanarak çeviri yapmasını sağlayabilirsiniz.
Şurası kesin ki bu aracın çevirmenler için avantajı sayısız olacak ancak dezavantajı da çok fazla olacak. Bir kere Türkiye’deki çevirmen sayısı artık onbinlerle değil binlerle ifade edilebilecek ve sıradan bir kişi bile hazır bellekleri kullanarak elindeki çevirileri yapabilecek! Bu yazılı çevirmenler için dezavantajı.. Sözlü yapanlar için dezavantajı da ileride ortaya çıkacak ve Google elindeki çeviri belleklerini de kullanarak tüm dillerde karşılıklı çeviriyi çok rahatlıkla yapabilecek.. Kaçınılmaz bir gelişme bu.. Burada ve farklı ortamlarda bu gelişmenin yararlarını zararlarını tartışacağız ama 2-3 sene sonra Google’ın çok yol aldığını görüp geride kalmış olmamızdan da çekiniyorum.. Google oyun oynamıyor! Milyonlarca akademisyenin, çevirmenin, yazarın yüzlerce yıldır tartıştığı çeviri ve çeviribilim alanını bir anda bambaşka bir yöne çevirmeyi başardı. Aslında bilenler ve görenler bu gelişmelerin işaret fişeklerinin çoktan beri yandığını biliyordu.. Neyse, çok söz yanlışsız olmaz..
Burada anlattığım rotayı izleyerek bir iki deneme yaparsanız bu arayüzü büyük oranda çözersiniz.. Gerisi size kalmış!
Aleksandro Mavrokordato: Karlofça Antlaşması Tercümanı ve Müzakerecisi
Osmanlı Devlet yapısı içinde ilk Baş Tercüman ünvanını Köprülü Ahmet Paşa tarafından 1661 yılında tayin edilen Panayotis Nicosias adında bir Rum alıyor. Ondan sonra ise bu ünvanı Osmanlı Devletinin çok bilinen bir dragoman (tercüman) hanedanının ilk temsilcisi (İskerlet oğlu) Aleksandro Mavrokordato (Yunanca: Αλέξανδρος Μαυροκορδάτος, Aleksandros Mavrokordatos, Romence: Alexandru Mavrocordat, Türkçe: Aleksandro Mavrokordato, 1636-1709) alıyor. Felsefe ve tıp doktoru olan Aleksandro 1673 yılında Sultan’ın tercümanı oluyor ve Avusturya ile yapılan müzakerelerde önemli roller üstleniyor. Ünlü Karlofça Antlaşmasının (1699) metnini hazırlayan da kendisidir. Çeşitli nişan ve ünvanlara layık görülüyor. Hüseyin Köprülü ve Rami Paşa ile birlikte Sultan II. Mustafa nezdinde kabul gören bir kişilik oluyor ve Türkiye’deki hristiyanların durumlarının düzeltilmesi için çok çaba sarfediyor. Oğlu Nicholas Mavrocordato da 1697 yılında Divan’da Baş Tercüman oluyor ve 1708 yılında Moldovya (Boğdan) Prensi yapılıyor.
Nikolas Mavrokordatos
Onun soyundan gelen bir başka Alexander Mavrokordatos (1791–1865) ise, 1821-22 Yunan İsyanı sırasında da Türklere karşı direnişte başarı göstererek modern Yunan Devletinin kurucularından biri oluyor.
Aleksandro Mavrokordato’nun bu müzakereler sırasında Osmanlı Devletine ihanet edip etmediği tartışmaları süredursun, tercümanların ve tercümanlık kurumunun geçmişte çok önemli roller üstlendiği ve ulusların daha çok etkileşim içinde olacakları gelecekte de etkinliklerini sürdürecekleri aşikardır.
Buradan hareketle, eski saraylarda başrollerde görülen ve birçok noktada kendilerine itimat edilen azınlık tercümanlarının yerinde bugün azınlık-çoğunluk onbinlerce tercüman var. Etkileri eskisi kadar var mı yok mu tartışılır ancak internetin ve internetteki içeriğin ulusların kaderini belirleyeceği bu yeni yüzyılda yeni dragomanlara ve hatta bir adım ilerisinde -önemli ulusal kişiliklerimizi, görüşlerimizi ve hatta uluslararası duruşumuzu tüm dünyaya anlatacak- yeni nesil copywriterlara ihtiyacımız olduğunu herkesin anlaması ve buna göre hareket etmesi gerekir! Evet tercümanların geçmişi dragomanlığa, yani saray tercümanlığına dayanır ancak geleceklerinde viral copywriting olarak adlandırılan bir kurum olacaktır. Viral copywriting, kesinlikle geleceğin kendini-pazarlama ve anlatma biçimi olacak ve (marka, şahış, şirket, ülke) reklam ve tanıtımında proaktif bir yaklaşım olarak hayatımızdaki yerini alacaktır. Tüm bu gelişmeleri önceden sezmek ve tercümanları şimdiden bu geleceğe hazırlamak gerekir. Ermeni Sorunu ve benzeri sorunlar nedeniyle yeni Karlofça antlaşmalarına giden yolu şimdiden kapatmak ve başımıza yeni çoraplar örülmesinin önüne geçmek için viral müzakere masasına tercümanları şimdiden oturtmamız iyi olur. Geç olmadan..
Tercümanlık mesleğinin geleceğini düzenleyebilmek için geçmişini de bilmek gerekir. Ancak bu şekilde nereden gelip nereye gittiğimizi daha iyi görmüş oluruz. Osmanlı Devletinde Tercümanlık kurumunu ve Bab-ı Ali Tercüme Odasını anlatan bir Doktora Tezi:
Türk Dilinin kökeni ile ilgili birçok araştırma yapılmış ve dilimizin Ural dil ailesi ile uzaktan, Altay dil ailesi ile de yakından irtibatlı olduğu bulunmuş. Sadece Altay grubunu bile ele alsak, milyonlarca kilometre kareden ve yüzlerce milyon aile üyesinden bahsettiğimiz kolayca anlaşılabilir.
Altay, Türk dilinin Doğu kanadını; Ural ise Batı kanadını temsil ediyor. Bugün Ural Dağlarının batısındaki Estonyalılar, Macarlar ve Finlandiyalılar uzaktan da olsa akrabalarımız.. Tıpkı Rusya içlerindeki yüzlerce irili ufaklı “etnik sülale” gibi..
Ural ve Altay ile ilgili yapılmış ve çoğunluğu üniversite tezlerinden oluşan yüzlerce çalışma olmakla birlikte, TEMEL ESER niteliğinde olan ve hem genele hem de uzmanlara hitap edebilecek nitelikte uzman dili ile halk dilini bir arada kullanarak yazılmış bir kitap var mı bilmiyorum. Üniversite dışında bir özgeçmişe sahip entellektüel birinin çıkıp yıllarca araştırma yapmasını ve bu alanda elle tutulur bir çalışma ortaya çıkarmasını bekliyoruz. Üniversite dışında biri dememin nedeni, üniversitelerin belli resmi kalıplardan ve resmi öğretilerden dışarı çıkamamaları.. Daha özgün araştırmacılara ihtiyaç var.. Ural-Altay Dil Ailesi olarak ortak bir sözlüğe, ortak bir web sitesine, ortak bir ÇATI’ya ihtiyacımız var! Gücümüzün daha farkında olabilmemiz lazım.. Nuh’un oğlu Yafes’in TUFAN’dan sonra yazladığı yerlerde yazlayacak, kışladığı yerlerde kışlayacak çok sayıda kişiye ihtiyaç var..
ALTAY DİL AİLESİ
* Türk dilleri
o Türkiye Türkçesi
o Azerice
o Özbekçe
o Türkmence
o Kazakça
o Kırgızca
o Uygurca
o Kazan Tatarcası
o Kırım Tatarcası
o Başkurtça
o Karaçay-Balkarca
o Gagauzca
o Halaçça
o Yakutça
o Çuvaşça * Moğol dilleri
o Buryatça
o Kalmıkça
o Moğolca * Tunguz Dilleri
o Kuzey Tunguz Dilleri
+ Güneybatı Tunguz Dilleri
+ Güneydoğu Tunguz Dilleri * Japonca * Korece
“Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur; komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inanci bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır. Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir…” 29 Ekim 1933 – Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Çevirmenlik zamanın çoğunun bilgisayar başında geçtiği ve biraz hareketsiz kalınan bir meslek. Dolayısıyla, çevirmenlerin de fit kalabilmek ve karpal tünel sendromu gibi basit sağlık sorunlarına zemin hazırlamamak için spor yapmaları akılıca olur. Benim önerdiğim bir numaralı spor aleti powerball!
Videodan da izleyeceğiniz gibi özellikle çevirmenler ve bilgisayar başında uzun saatler geçirmek durumunda olanlar için çok eğlenceli ve bir o kadar da yararlı bir alet powerball.
Birçok sporcunun da parmaklarını, bileklerini ve kaslarını güçlendirmek için tercih ettiği bu basit ama aynı zamanda çok çok etkili aleti kullanmaya başladıktan sonra kesinlikle bağımlısı olacaksınız.
Dikkat çekmek için belki biraz abartıp “Çevirmenin Ateşle İmtihanı: Sight Translation” gibi bir başlık da kullanılabilirdi; ancak kavşak noktası tanımı cuk diye oturdu ve daha belirgin bir ifade oldu sanırım sight translation etkinliğinin nerede durduğunu vurgulamak bakımından. Mütercim Tercümanlık ifadesinin kendini belki de en iyi bulduğu alandır sight translation, ya da daha doğru ifadesiyle sight interpreting. Hem yazılı hem de sözlü etki alanlarını içine alması bakımından, çevirinin kavşak noktası da denebilir sight translation için.
Bu yönde çeviri talebinin azlığı nedeniyle şu ana kadar üzerinde çok durmamış olabileceğimiz sight translation, aslında çevirmenler için çok iyi bir tatbikat alanıdır. “Practice makes perfect“özlü sözünün gereğinin yerine getirilmesi her profesyonel etki alanında olduğu gibi çeviri etki alanında da bir zorunluluktur. Bu perspektiften bakıldığında, sight translation pratikleri hem mütercim hem de tercüman için zaferle çıkılacak bir muharebeye giden yoldaki manevra kabiliyetini artırıcı tatbikatlardır.
Çevirinin ne kadar zor bir zanaat olduğundan dem vurmak için çok zaman “Çevirmen doğulur, çevirmen olunmaz“deriz, ancak eğer bir kişi çevirmen doğmamışsa çevirmen olabilmesinin en hızlı yolu bu kavşaktan geçer; zira bu kavşakta bir mütercim ve bir tercümanın karşılaşabileceği her türlü riski önceden görme şansına sahiptir. Ancak bu kavşakta karşılaşabilir konferans tercümanlığının zorluklarıyla ve yine ancak bu kavşakta görebilir yazılı çevirmenliği gerektirdiği ustalığı..
Ne tarafından tarif edersek edelim, sight translation çevirmenin küçük dünyasının sınırlarının genişletilmesi yönünde tarifi imkansız fırsatlar sunmaktadır. Mütercim tercümanlar hem mükemmellik egosuna ulaşmayı denemek hem de kendini sürekli yenileme adına bir kere de bu imkanlardan yararlanmayı denemelidir. Bu iki nitelik bir çevirmenin olmazsa olmazıdır. Ütopyalar ülkesinde yaşayan mükemmellik sarayına ulaşmaya çalışmak ve bir de kendini sürekli yenileme gayretinde olmak.. işte bunlar çevirmenin sürekli sığınması gereken son iki kaledir. Çevirmen ara ara bu iki kaleden dışarı çıksa da, tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer misali, çevirmenin de evirip çevirip günün sonunda büyük bir teselli ve kurtuluş bulacağı sığınaklar bunlardır. Sight translation pratikleri bu sığınaklar şehrinin altın anahtarıdır!