Not: Çevirmen seçimi sonuçlanmıştır: http://www.yeminlisozluk.com/blog/kitap-cevirisi-icin-cevirmen-secimi-sonuclandi/)
Geçen hafta içinde sitemiz üzerinden bir kişi bana ulaşarak Türkçe yazdığı bir kitabı (http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=208053) olduğunu ve İngilizce’ye çevirtmek istediğini söyledi. Kitap 155 sayfa, Eti Yayınlarından çıkmış. Ben de kendisine, kitabından bir pasajı sitemizde yayınlayıp birçok çevirmenden deneme çevirileri almamızı ve dilini kendisine daha yakın hissedeceği çevirmeni kendisinin seçmesini önerdim. Kabul etti ve kitabından bir pasaj gönderdi. Pasajı aşağıda veriyorum. Bu kitabı çevirmek isteyen çevirmen arkadaşlarımız bu pasajı çevirip Alex Bey’e gönderirlerse, kendisi gönderilenler arasından beğendiği bir çevirmene kitabını çevirtecek. Alex Bey’i kişisel olarak tanımıyorum ve kitabının tamamını görme fırsatım da olmadı henüz ancak edindiğim izlenim, hayatından bazı kesitleri anlattığı ve emek verdiği kitabını herkesin mümkün olduğunca çok dilde okumasını isteyen bir kişi olduğu yönünde..

Oakington Immigration Centre
Bence bunu bir çeviri yarışması olarak görün ve elinizden gelenin en iyisini yapın. Kendinizi denemek ve Alex Bey ile kitabının çevirisi konusunda çalışmak isterseniz, bu pasajı çevirerek Alex Bey’in aşağıda bulunan email adresine en geç 15 gün içerisinde gönderin. Deneme çeviriniz karşılığında ücret ödenmeyecektir ancak Alex Bey ile anlaştıktan sonra tüm kitabın çevirisi ile ilgili ücret ve süreyi ayrıca görüşebilirsiniz..
ROMAN ADI: BARIŞA ÇAĞRI
YAZAR: ALEX VEYSEL ARABOGLU
MEKTUP 1
Sevgiler Nergisim, aşkım,
Bugün sana buradan, İngiltere’den sesleniyorsam, bu geleceğimizi yaşanılası kılacağına inandığım İngiltere hedefine ulaşabilmek için ölümüne verdiğim bir savaşın zaferidir. Bu zaferin bir kahramanı yok. Buna gerek de yok. Bu zaferin değer kazanabilmesi için senin de yanı başımda, benimle birlikte, elimin dokunabilme mesafesinde olman gerekir, aşkım. İşte, bunun içindir ki, asıl mücadelenin bundan sonra başlayacağına inanıyorum. Zafer sarhoşluğuna kapılmadan, en kisa zamanda seninle tekrar bir araya gelebilmenin savaşı içerisinde olacağimdan hiç kuşkun olmasın birtanem. Yaşam kader yolumuzu çizip bizi bu yolun ortasında nasıl buluşturduysa, şimdi ben de, ayrılan yollarımızı yeniden birleştirmek için çalışacağım. Bu, benim için bir mecburiyetten çok yaşama sebebidir.
Takvim yaprakları 27 Haziran 2001′i gösteriyor ve ben sana Oakington adlı bir mülteci kampının on-oniki kişilik yatakhanesinin loş ışığında bu mektubu yazmaya çalışıyorum. Türkiye’den ayrılıp bu uzun yolculuğa çıkmamın üzerinden üç ayı aşkın bir süre geçti. Bu süre zarfında seninle detaylı bir şekilde konuşamadım canım. O uzun Avrupa yolculuğundan sonra, İngiltere’ye ayak basmak ancak nasip oldu. Rastlantı bu ya, yanımda bir de Türk var: adı Halil , K.Maraşlı. Burada tanıştığım ilk Türk o oldu. Burada bir çok milletten insanı bulmak mümkün: Pakistanlı, Afganistanlı, Jamaikalı, Çinli, İranlı vs vs. Senin anlayacağın canım, adeta butun dünya burada toplanmış gibi. Daha önce bu insanları hiç bu kadar yakından görmemiştim. Onları sadece televizyonlarda izleme ya da gazetelerde görme şansım olmuştu. Şimdi ise onlarla aynı mekanı paylaşıyor ve konuşuyorum.
Buraya bugün oğle saatlerinde getirildim. Limanda teslim olduktan sonra, diğer mültecilerle birlikte otobüse bindirilip bu kampa aktarıldık. Kamp, geniş bir alan üzerine enlemesine, birbirinden uzak olmayan iki katlı büyük binalardan oluşuyor.
Burada herşey dakik ve muntazam işliyor; tıpkı askeriyede olduğu gibi. Herkes vaktinde yatıp kalkıyor, yemeğini vaktinde yiyor. Duş almak, oyun salonuna gitmek ya da bahçede yürüyüş yapmak da öyle..
Anlayacağın, vakitsiz nefes almak bile yasak. Bütün bu saydığım şeyler yazılı olarak bize önceden verildi. Rehber gibi birşey hazırlamışlar. Uyulması gereken kamp kurallarının yanı sıra, yapılacak herşey saati saatine yazılmış.
Yüksek tel örgüleri, sıkı güvenlik önlemleriyle burası aslında kamptan ziyade hapishaneye benziyor. Neyse, geçelim bunları canım; nasıl olsa burada fazla kalmayacağım. Akşam yemeğini Halil’le birlikte yemekhanede yedik. Yemekhane epeyce büyük ama yine de butun mültecilerin aynı anda yemek yemesine olanak vermiyor. Bu yüzden insanlar yemeklerini guruplar halinde ve sırayla yiyorlar. Yemekhanedeki görüntü gözüme öylesine renkli görünüyor ki, daha önce böylesine farklı insanlarla hiç birlikte olmadığımı fark ediyorum. Siyahı, beyazı, sarısı, çekik gözlüsü, esmeriyle çeşit çeşit insanlar var.
Alex Veysel Araboğlu
Not: Çevirmen seçimi sonuçlanmıştır: http://www.yeminlisozluk.com/blog/kitap-cevirisi-icin-cevirmen-secimi-sonuclandi/)